Genelkurmay Başkanı

Türk Ordusunun yazılı tarihi Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan MÖ 209 yılında başlar. Yani bizim Milli Ordumuz 2225 yaşında, gelenekleri-görenekleri, engin tarih hafızası olan bir ordudur.

AKP İktidarında, dönemin Başbakanı Erdoğan ve dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bilgileri, izinleriyle FETÖ militanları, bu tarih hafızasının bulunduğu “Kozmik Odaya” girdiler.
Buradan alınan bilgiler yabancı istihbarat örgütleriyle paylaşıldı.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Özel Paşa ve şimdiki Başkan Akar Paşa zamanında, Türk Ordusu tarihinin en büyük darbesini yedi.
Hele 15 Temmuz’dan sonra yapılan tahribat, hiçbir düşman ordusunun yapamayacağı kadar büyük oldu.
15 Temmuz ile ilgili görüşlerimizi daha önce yazmıştık.
15 Temmuz, AKP’nin mevcut rejimi yıkmak, yerine İslam Devletini kurmak için kurguladığı “Kontrollü bir darbe” kalkışmasıdır.
Tarihte bunun benzeri çok örnekleri vardır. Hitler, yönetimi seçimle ele geçirdikten sonra Parlamento Binasını (Reichtag) kendi adamlarına yaktırmış ve suçu rakiplerinin üzerine atarak, aldığı olağanüstü yetkilerle faşizmi inşa etmiştir.
Hitler’in Alman Parlamentosundan aldığı yetkilerle, Erdoğan’ın Türk Parlamentosundan aldığı (Kanun Hükmünde Kararname) yetkisi arasında, şaşılacak benzerlikler vardır.
Hitlerin bu çılgınca kanlı hevesi, 2. Dünya Savaşına ve %33’ü asker, %67’si sivil olmak üzere yaklaşık 65 Milyon insanın ölümüne sebep oldu!

15 Temmuz’dan sonra, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın da katılımıyla Türk Ordusu paramparça edilmiştir.
-Genelkurmay Başkanı, Cumhurbaşkanına,
-Yüksek Askerî Şûra, Başbakana,
-Kuvvet Komutanları, Milli Savunma Bakanına,
-Jandarma Genel K. Ve Sahil Güv. K, İçişleri Bakanına,
-Askeri Okullar, Eğitim Bakanlığına,
-Askeri Hastaneler, Sağlık Bakanına,
-Askeri Yargı, Adalet Bakanına bağlanarak Ordudaki emir-komuta zinciri parça-parça edilmiştir.
Bir yerde çok başlılık varsa, orada dirlik-birlik-birliktelik kalmaz.

Ve tüm bu değişiklikler Türk Milletinden, TBMM’den kaçırılarak, KHK kullanılarak yapılmıştır. Türk Milletine, bu değişikliklerin gerekçesi olarak “Darbeci FETÖ” ile mücadele gösterilmiştir.
Gerçekte, AKP ve Erdoğan’ın derdi FETÖ ile mücadele değildir!
Eğer niyet bu olsa, 11 yıl FETÖ’nü kucağında taşıyıp FETÖ toplantıların da
salya-sümük ağlayanlar, Ankara’yı parsel-parsel FETÖ’ne satanlar, Yargıyı FETÖ’nün emrine veren Adalet Bakanları, Okullarımızı Cemaate teslim eden Hüseyin Çelik gibi M. Eğitim Bakanları niçin serbest de zavallı askerler-öğretmenler-polisler neden zindanda? Hangi vicdan, hangi hukuk ahlakı bunu kabul eder?

Bademlerin niyeti, FETÖ ile mücadele görüntüsüyle muhalifleri, aydınları, gazetecileri hapse tıkıp, orduyu güçsüz hale getirip mevcut rejimi değiştirmektir.
Maalesef, Genelkurmay Başkanlığı gibi yüce bir makamı işgal edenler bu oyuna ya alet olmaktalar ya da görmemektedirler…

Genelkurmay Başkanı Akar’ın Türk Milletine bir açıklama yapma zorunluluğu vardır.
Türk Ordusu için yapılan son değişikliklerde sizin tam mutabakatınız var mı?
Jandarmanın tüm ülkedeki görevlerini bir Orgeneral yönetemeyecek, sigorta acentesi sahibi, Erdoğan’a hırsız diyen sonrada biat eden Süleyman Soylu daha iyi yönetecek ha? GATA ve Askeri Yargının başındaki değerli Komutanlar görevlerini yapamayacaklar, Sağlık Bakanlığını “Menzil Tarikatına” peşkeş çeken Bakan ile, Yargıyı FETÖ’ne devreden yaylı Bakan mı yapacak?

Akar Paşa, eğer üstünüzdeki üniformayı Atatürk’ün de giydiği bir üniforma olarak görüyorsanız, çıkın Türk Milletine “Benim Orgenerallerim, Soylu-Bozdağ kadar becerikli değillerdir, bu yüzden yönetim yetkileri ellerinden alınmıştır” deyin!
Böyle düşünmüyorsanız, her onurlu insanın müracaat edeceği bir kurum olduğunu size hatırlatmak isterim; İstifa etmek! Çok mu zor?
Bence Yüce Divanda hesap vermekten çok daha kolay…

Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

VER KUVVETLİ BİR NEFES

Gazetelerde tam sayfa ilanlar!
Tam sayfa ilanın yarısı 9 adet erkek kişinin resimleriyle kaplı!
İlan, ilan değil “SAPLAR” adlı yeni TV dizisinin tanıtımı gibi…

“Nefes Vermek İçin Güç Birliği Yaptık” başlığıyla verilen ilanda yer alan 9 adet erkek kişiden 7’si kapısına icra memuru dayanmış borçlu gibi somurtuyor, diğer ikisi ise sırıtıyor!
Sırıtanlardan biri, sahibi Rus Sberbank olan Denizbank’ın Genel Müdürü,
diğeri ise TOBB Başkanı- Çözüm Sürecinin Akil İnsanı-AKP Destekçisi-Fethullah Gülen’in Manevi Evladı Hisarcıklıoğlu!

Niçin bu ikisi sırıtarak poz verirler diye uzun uzun düşündüm.
Hadi bankacıyı anladık, devlet garantisi ile para satıp kolayca para kazanacağını anladı, ondan gülüyor!
Ya TOBB Başkanı denen erkek kişi neden gülüyor?
-Ülkeyi 15 senedir AKP ve Erdoğan Abisi yönetiyor!
-15 senede KOBİ denen Küçük ve Orta Boy İşletmelerin nefeslerini kesip onları elden ayaktan düşmüş ve bir nefese muhtaç hale getiren de AKP ve Abisi!
-KOBİ’ler batarken ağzını bile açmayan kendisi!
-KOBİ’ler gırtlaklarına kadar borca boğulmuş, mal üretemiyorlar üretseler de satamıyorlar, çünkü alışveriş yok, piyasada yaprak kıpırdamıyor!
-Çözüm olarak KOBİ’lere ne sunuluyor?
“Arkadaş, sen batmışsın ki banka sana kredi vermiyor. Gel ben devlet olarak sana kredi bulayım, kefilin de ben olayım sen daha da borçlan, iş yap borcunu öde…”

Ticareti Kayseri tezgahında öğrenmiş olan TOBB Başkanı, oynanan oyunu ve oyunun sonunu iyi bildiği için sırıtıyor!
Ekonomik kriz hemen kapımızın önünde, yatırım yapabilen yok, dolar füze gibi, TL geri geri gidiyor, işsizlik rekor üstüne rekor kırıyor, verilen krediler geri dönmüyor ama AKP Hükümeti KOBİ’lere yardım paketi öneriyor!
Hem de nasıl? Borçlan aslanım borçlan, borç yiğidin kamçısıdır!
Böyle durumlarda atalarımız şöyle der;
“Kendisi muhtaç-ı himmet bir dede/Nerde kaldı gayrıya yardım ede…

HÜSNÜ MAHALLİ
Bizde yargı tam bağımsız olmasa, inanın şöyle düşünürdüm;
“Saray, Hüsnü Mahalli’nin sözlerine kızdı, yaylı Bakan’a emir verdi, o da müsteşarını İstanbul’a gönderdi, gelen emre göre Hüsnü Mahalli’yi zindana attılar! Ergenekon-Balyozda davalarında olduğu gibi!
Halbuki olay öyle değil. Bizde Yargı tam bağımsız. Yasalara ve vicdanlarına göre karar veren Savcı ve Yargıçlarımız var bizim. Öyle Cemaatmiş, Tarikatmış, Saraymış işlemez bizim yargımıza, vız gelirler tırıs gider…

Yalnız anlayamadığım konu şu;
Bizim Savcı ve Yargıçlar her konuyu bilirler mi? Her olayı anlarlar mı?
Örneğin Suriye’de neler olduğunu, ne dolaplar döndüğünü, kimin elinin kimin cebinde olduğunu Hüsnü Mahalli kadar bilirler mi? Her biri Dış Politikada uzman mı ki, Hüsnü Mahalli’nin sözlerini yanlış bulup adamı zindana attılar?
İşte kafama takılan bu!
Ya Hüsnü Mahalli’nin dedikleri doğruysa? Ya Türkiye Cumhuriyeti Devletini, IŞİD gibi EL-NUSRA gibi kanlı terör örgütlerinin peşine taktılarsa?
Maazallah, yarın T.C. Devletini “Teröre yardım eden Devletler” arasına sokup, Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılamaya kalkarlarsa?
O zaman ne yapacağız? Hüsnü Mahalli’yi içeriye atan Savcı ve Yargıçlarımız Türkiye’yi savunabilecekler mi? İşte kafama takılan bu…
Bilen var mı?

Sağlık ve başarı dileklerimle 17 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Sor Şu İkisine

Sayın Kılıçdaroğlu;
Bugün (14 Aralık 2016 Çarşamba) yine AKP Genel Başkanı Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ayağına gidiyormuşsun!
Niçin gidersin, niye gidersin, olayları yaratanlardan nasıl çözüm beklersin bilemiyorum ama madem ki gidiyorsun, hiç olmazsa o ikisinin yüzlerine karşı şu soruları soruver…

Devlet Bahçeli’ye;
-Sayın Bahçeli, izninizle size iki sorum olacak.
Birincisi, Bilal Bey nasıllar, iyiler mi?
Niçin şaşırdınız? Baba ocağınız Osmaniye mitinginde binlerce vatandaşa siz sormuştunuz; “Ya Helal’den yana olacaksınız ya Bilal’den yana” diye!
MHP’lileri bilemem ama siz Bilal’in yanına kapağı attınız. Bilal Bey nasıl diye soruşum bu yüzden! Ok atmaya devam ediyor mu? Hala on ikiden vuruyor mu?

İkinci sorum;
Yeni Başbuğunuz Erdoğan Bey nasıl? Hala “Bir elinde Kur’an bir elinde Yalan” ile mi dolaşıyor? Aynı mitingde bunu da siz söylemiştiniz! Madem ki artık yardımcısı olacaksınız, onun elindeki yalanı arada bir siz taşıyın.
Yorulmasın yeni Başbuğunuz…

Binali Yıldırım’a;
Sayın Binali Bey, her sıkıştığınızda beni çağırıyor sonra da aleyhime dünyanın lafını ediyorsunuz. Ben size şimdi ne söylesem, sadece dinleyeceksiniz.
Saray’a gidince patronunuz ne diyorsa “emredersiniz” deyip yine onun dediğini yapacaksınız. Bu toplantı da diğerleri gibi laf olsun diye yapılanlardan!
Fakat konu ülke meselesi olduğu için size bazı sorular sormak isterim;
-Askeri vesayetten kurtuluyoruz yalanı ile, Doğu ve Güneydoğu İllerinin Valilerine yazılı emir verip PKK’nın şehir yapılanmasına izin verdiniz.
Devlet yollarında ve şehir içlerinde PKK militanları sürüler halinde kimlik kontrolü yaparken siz iktidar değil miydiniz?
-İl ve İlçelerimizde kilometrelerce tünel ve barikatlar inşa edilirken siz iktidar değil miydiniz?
-Yüzlerce ton bomba, 80.000 adet ağır silah ülkeye girerken siz iktidar değil miydiniz?
-Bebek katiline “Sayın” demeyi, PKK bayraklarını taşımayı serbest bırakan siz değil misiniz?
-Dolmabahçe Mutabakatını, imzalayan sizin hükümetiniz değil mi?

Binali Bey, 15 senedir AKP olarak ülkeyi sizler yönetiyorsunuz.
Terör konusunda neyi yapmak istediniz de yapamadınız? Kim size engel oldu?
15 senede, sıfır noktasında devraldığınız terörü, tepe noktasına siz çıkardınız!
Yanlışı, hatayı, ihaneti kendinizde aramak hiç aklınıza gelmedi mi?

Sor Kemal Bey sor!
Türk Milleti adına hiç olmazsa bunları sor ve aldığın yanıtları Türk Milletiyle paylaş!

Not 1;
Yazıyı noktaladığım anda Filozof Bergamus geldi. Omuzumun üzerinden yazıyı okuduktan sonra;
“Bak dostum, bu adamların hepsi aynı! Bunlar “Sigara” gibidirler. Hem kendilerini hem de içeni yakarlar. Türk Milletinin bahtsızlığı bunların üçünün aynı zamanda başınızda olmalarıdır.
Siz, bu zararlıların üçünü birden başınızdan atmazsanız, rahat yüzü göremezsiniz, huzura kavuşamazsınız. Yok üst akılmış, yok dış düşmanlarmış bırakın bunları! Onlar her zaman olacak.
Önce içinizdeki zararlıları temizleyin” dedi ve gitti…

Not 2: Hüsnü Mahalli, sosyal medya üzerinden “Devlet Büyüklerine Hakaret”
ettiği iddiasıyla gözaltına alındı. Kim bu Devlet Büyükleri? Ne yapar bunlar?
Bunların neresine dokunur, neresine dokunamazsınız? Yarın yazacağız…

Sağlık ve Başarı dileklerimle 14 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Cumhuriyet Savcıları Okumasın

Bu yazı İlkokul 5. Sınıf öğrencileri için, istek üzerine yazılmıştır…

-Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice (Chevron Petrol Şirketi Yöneticisi-Şirket, en büyük tankerine onun adını verdi) 07 Ağustos 2003’te Washington Post Gazetesindeki makalesinde; “Büyük Ortadoğu Projesi ile Türkiye dahil 22 ülkenin sınırlarını değiştireceğiz” dedi.

-BOP ’sinin bir hedefi de Türkiye-İran-Suriye-Irak’tan koparılacak parçalarla kurulacak ve 2. İsrail olarak adlandırılan “Kürt Devletinin” gerçekleşmesini sağlamak idi. Nato Toplantılarına katılan Türk Subayları, ABD subaylarının odalarında “Kürt Devletini” gösteren haritaları defalarca gördüler ve Türk Milletine duyurdular. O haritaları Amerikan Askerinin kafasında parçalayan veya yırtıp atan Subaylarımızın tamamı Ergenekon-Balyoz gibi davalar sebebiyle
zindanlara atıldılar. Dönemin Yöneticilerinin, özellikle Özal’ın yol vermesiyle ABD, PKK militanlarına silah-mühimmat-erzak yardımı yaptı!
ABD, şimdide Suriye’deki PYD militanlarına silah verdiğini söylüyor.

*Dönemin Başbakanı Erdoğan işte bu projeye gönüllü olarak EŞBAŞKAN oldu!

-ABD’nin bölgedeki hedeflerini gerçekleştirmek için has adamı Barzani’dir.
PKK’yı bölgesinde koruyan, Türkiye’ye sızmasını önlemeyen Barzani’dir.
IŞİD petrolünü satın alan ve Berat Albayrak’ın şirketleri vasıtasıyla satan Barzani’dir.
Türk ekonomisine “Kaçak Sigara-Kaçak Petrol” ile darbe vuran da Barzani’dir.

*Dönemin Başbakanı Erdoğan işte bu eşkıyayı kongresinde alkışlattırıp “ONUR KONUĞU” ilan etti!

-2002 yılında iktidar olan AKP, 1923-2002 arasını “Zulüm Dönemi” ilan etti.
Fesli şarlatan Kadir Mısırlıoğlu, “Atatürk İslam’a savaş açmış ve İslam’a alternatif olarak “Kemalizm” adlı bir din kurmaya çalışmıştır” dedi!
Cübbeli Hoca, “Millet de zannediyor ki İzmir’i Atatürk kurtardı, ne Atatürk’ü be İzmir, Salatı Tefriciyyeyle kurtuldu” dedi!

*Cumhurbaşkanı Erdoğan bu iki densizi Saray’daki sofrasının baş köşesinde konuk etti!

-FETÖ, 40 yıldır bu ülkede militan toplamak için çalıştı. 17 sene evvel ABD, Öcalan’ı teslim edip, FETÖ’nü yanına aldı. 17 senedir CIA’nın korumasında yaşıyor. Çeşitli ülkelerdeki FETÖ okulları CIA bürosu gibi çalışıyor. 2002 yılından bu yana FETÖ, Türk Devletinin en hassas birimlerine bizzat AKP üst yöneticileri tarafından sokuldu. AKP zamanında Yüksek Yargıda-Valiliklerde-Orduda etkin oldu. FETÖ-CIA iş birliği ile, Türk Ordusunun değerli komutanlarına kumpaslar kuruldu.
Zekeriya Öz gibi onlarca şerefsiz Savcı, sahte dijital delillerle insanların hayatlarını çürüttüler, geleceklerini çaldılar, FETÖ’ne ve CIA’ya uşaklık ettiler.

*Cumhurbaşkanı Erdoğan, işte bu şerefsizler ve hainler Cemaati için
“Ne istediler de vermedik” dedi!

İlkokul 5. Sınıfında okuyan Sevgili Yavrularımız;
Dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde bir yönetici, ülkesinin zararına olan böyle işler yapmaya kalkarsa, onu derhal yargıya gönderirler ve çıkmamak üzere bir yere kapatırlar. Bizde ise ne yapılacağına, sizler gibi yavrularımızı tanımayan, bilmeyen, sevgiden nasibini alamamış Bahçeli diye biri karar veriyor!
Ülkemizde yapılan daha nice yolsuzluklar, hırsızlıklar, rüşvetler var ama, geleceğe olan inancınızı sarsmamak için onları büyüyünce kitaplarımdan okursunuz.
Zaten size bombok bir dünya bırakıyoruz. İnşallah bizi affedersiniz.
Aklınız, Vatan sevginiz ve Büyük Atatürk sizlere hep önder olsun.

Not:
İlkokul çocukları neyin ne olduğunu anladı ama ilk görevleri Cumhuriyet değerlerini ve demokrasiyi korumak olan Cumhuriyet Savcılarımız hala anlayamadı. Yazının başlığını bu sebepten böyle yazdım.
Savcılarımız okumasınlar, uyumaya devam etsinler, arada bir uyandıklarında da bizim gibi vatanseverlere dava açsınlar.
Amman ellemeyin, verin yesinler, örtün üşümesinler…

Sağlık ve başarı dileklerimle 13 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Kaderden Kaçılmaz

Bu laf, kendini dünyanın lideri ve dünyanın sahibi sananlara;
Dünya kurulduğundan bu yana, kaderden kim kaçabilmiş ki!
Ülkelere hükmeden nice Padişahlar, Sultanlar, Krallar kaderlerinden kaçamadılar. Sen de kaderden kaçamayacaksın. Yaptıklarının hesabını önce bu dünyada vereceksin. Bu dünya “Etme-Bulma Dünyasıdır!” Kötülük yapan, kötülük bulur…

Türk Ordusunun, Türk Emniyetinin ve Türk İstihbaratının en iyi yetişmiş evlatları Suriye’de! Niçin oradalar? Bilen var mı?
Bir yıl içinde yirminci patlama İstanbul’da yaşandı. 38 canımız gitti.
Kamyonlarca-tonlarca bomba-ağır silahlar nasıl ve kimlerin göz yummasıyla ülkeye girdi! Devleti yönetenlerin haberi olup-olmadığını bilen var mı?
Tüm bu vahşetin sorumlusu olan kişiye yeni ve daha güçlü yetki verilecekmiş! Niçin? Bilen var mı? Daha çok sayıda evladımızı kurban vermek için mi?
Bak Bahçeli bak! Kime yetki verdiğine bir daha bak! Oku da anla;

Amerika eski Dışişleri Bakanı ve Başkan Adayı Clinton’un e-postaları Wikileaks tarafından ele geçirilmişti. Yakında mahkeme kararıyla açıklanacak!
Şimdilik sızanlar çok ilginç! Bunlar görmezden gelinemeyecek olan ciddi iddialardır. Mutlaka açıklanması gerekir. İddia şu;

-IŞİD, Amerika tarafından “Petrol Devleri” olarak gördüğü Suriye ve Libya yönetimlerini devirmek için kurduruldu! Suriye ayağında IŞİD’in kontrolünü Dönemin Başbakanı Erdoğan sağlayacaktı ve IŞİD’in ele geçirdiği petrol havzalarındaki işlenmemiş petrol, Rus ekonomisini zayıflatmak amacıyla Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak tarafından karaborsaya sürülecekti…
*Başbakan Erdoğan /07 Temmuz 2005/ ABD World Affaırs Councıl Toplantısı; “Türkiye’nin, Amerika Birleşik Devletleri’yle yapabileceği çok şey var. Türkiye’nin Sea Island sürecinde, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika inisiyatifinde EŞBAŞKAN olarak yer almış olması bundan kaynaklanmaktadır.”

Bir başka iddia yurtiçinden;
29 Aralık2010’da Türk Tarihinde ilk kez Genelkurmay Başkanlığı Kozmik Odasına mahkeme kararı ile girildi! Dönemin Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, dönemin Başbakanı Erdoğan’a Kozmik Odaya girilmesinin doğru olmayacağını söylediğini fakat buna rağmen girildiğini açıkladı.
-Dönemin Kozmik Oda Savcısı Mustafa Bilgili, Kozmik Odada yapılan aramanın dönemin Başbakanı Erdoğan ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi!
* Başbakan Erdoğan/Aralık 2013; “O Cemaat, Türk Ordusuna KUMPAS kurdu.”

Bu iddia değil, bir gerçek;
28 Mayıs 2013 tarihinde Gezi Olayları başladı. Erdoğan bu olayları hükümetine karşı bir kalkışma olarak gördü. Önce gezi direnişine katılanları illegal örgüt üyeleri olarak suçladı.
Bugün (Aralık-2016) ise, Gezi direnişini FETÖ’nün düzenlediğini söylüyor!
16 Haziran 2013 günü Polis, Erdoğan’ın emriyle aşırı güç kullanarak Gezi alanını boşalttı. Bu olayda 12 kişi öldü, 7 kişi kör oldu, binlerce insan yaralandı.
Aynı günün akşamı, (16 Haziran 2013 tarihinde yani 17-25 Aralık Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olaylarından sadece 6 ay önce) Gülen Cemaatinin düzenlediği
11. Türkçe Olimpiyatlarında yaptığı konuşmada FETÖ için bakın ne dedi;
*Bozkurttaki Fidan gibi/Çölün ortasında vaha gibi,
Kuruyan dudaklarda bir damla su gibi,
Kararmış yüreklerde bir nebze merhamet gibi,
Pörsümüş dimağlarda aydınlık bir ufuk gibi,
Bize güzeli anlattınız, bize güzeli hatırlattınız…
Muhterem Hocaefendiye saygılarımı sunuyorum. Gel artık, bitsin bu hasret!

11 sene boyunca emperyalist devletlerin hatırına Türk Devletini, Libya’dan Mısır’a, Suriye’den Irak’a sürükledin. Tarikat ve Cemaatleri Türk Devletine sen soktun. Onlara güç verdin. Cumhuriyet düşmanlarını “Darbe” yapacak güce sen ulaştırdın. En sonunda da vatanımızı terör batağının içine attın.
Ettiğini bulacaksın…

Sayın Bahçeli;
Tüm bunlar Cumhur Başkan Yardımcılığı için mi? Ömrünü bunun için mi tükettin? Tarihe senin için ne yazacaklar, bilmiyor musun? Değer mi?

Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

ONURLU VE DÜRÜST ADAMLARDI ONLAR

Doğruyol Partisi Aydın İl Kongresini yapıyoruz!
Aydın ilinin iki tane siyaset ustası var! İsmet Sezgin ve Nahit Menteşe!
Parti içi önseçimlerde veya Genel Merkezdeki etkinlikte hiçbir partilinin bu ikiliyi geçmesi mümkün değil!
Bir seçimde İsmet Bey birinci oluyorsa, diğer seçimde Nahit Bey birinci oluyordu. Yani Aydın’dan milletvekili olmak isteyen gençlerin önü doğal olarak kapalıydı!

Kürsüye, Umurlu Belediye Başkanı Evrenos Vardar çıktı ve Aydın şivesiyle; “Abiler, kısa konuşçem. Sizlere bi soru sorcem! Ben doğdum, gözümü açtım İsmet Abi ve Nahit Abiyi gördüm! Ben Belediye Başkanı oldum, yine İsmet Abi ve Nahit Abi var. Anlaşıldı sizler ölmeden biz milletvekili olamecez! Sorum şu; Abiler, kusura bakmayın ama, siz ne zaman ölceniz?”
Başta İsmet Bey ve Nahit Bey olmak üzere tüm salon kahkaha ile güldü…

Yüzlerine karşı yapılan eleştirileri anlayışla kabul eden, hizmeti ilke edinmiş beyefendilerdi onlar.
İsmet Abi de bu beyefendilerin sonuncularındandı. Mekânı cennet olsun…

Bunlar Onurlu, dürüst, vatansever ve aydın insanlardı!
Atatürk’ün emrinde savaşmış İstiklal Harbimizin Galip Hocası Celal Bayar ve İstiklal Madalyası sahibi Adnan Menderes ile başlayan bu çizgi Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu, Süleyman Demirel, Kâmran İnan, Necmettin Cevheri ve İsmet Sezgin ve binlerce isimsiz insanla bugünde devam ediyor!
Ama ne yazık ki, Türkiye’nin çimentosu olan bu ana damarın bugün siyasi partisi yok!
Bu ana damar, çapsız ve zavallı Genel Başkanların sayesinde şimdilik kendisine sahip çıkılmasını bekliyor. Bu ana damarın partisiz kalmasından en büyük payı kapan ise Erdoğan’dır.
Erdoğan-Mehmet Ağar-Erkan Mumcu üçlüsünün “Merkez Sağ’ı” planlayarak sakatlamalarının sebebi budur…

Gerçekte ise Erdoğan ve ekibinin Demokrat Parti ve demokrat düşünce ile zerre kadar ilgisi yoktur.
Onlar onurlu ve dürüst insanlardı. Darbe yönetimi, onların bir açığını bir yolsuzluğunu yakalayabilmek için yıllarca uğraştı. Aralarından kırkını müebbet hapse mahkûm ettirdiler, üçünü astılar ama tek kuruşluk yolsuzluk yapmadıkları ortaya çıktı. Onlar siyaset yapıp zengin olmadılar, mal satıp öyle siyaset yaptılar. Menderes, Başbakan olduğunda dededen kalan 33. 000 dekar arazi sahibiydi.
Üç oğlu vardı! İkisi şaibeli şekilde öldü! Darbeciler tarafından asıldığında 3.000 dekar arazisi ve bir oğlu kalmıştı. Ne kendileri “Dünyanın en zengin 8 siyasetçisinden biri” diye anıldılar, ne de çocukları haram servet sahibi oldu.

Elbette ki onların da her insan gibi yanlışları, hataları vardı. Ama onlar asla vatana ihanet etmediler. Devlete, hainleri sokmadılar.
Zamanın şartlarına ve eldeki olanaklar ölçüsünde ülkelerine hizmet ettiler ve binlerce eser bıraktılar.

Rahmetli Celal Bayar ile Rahmetli İsmet İnönü, Bayar’ın 8.Temmuz.1966 da hapisten çıkmasından sonra 14 Mayıs 1969 tarihinde bir araya geldiler. Yıllar süren yıpratıcı rekabete rağmen iki devlet adamının birbirlerine nasıl hitap ettiklerini bilmek ister misiniz?
“Celal Beyefendi” ve “Paşa Hazretleri”. Zarafete bakar mısınız?
İsterseniz bir de Erdoğan ve Binali Beylerin konuşmalarını hatırlayın!

Benim ömrüm bu onurlu-dürüst-eğitimli insanların arasında geçti ve çoğunu yakından tanıma fırsatı buldum. Yıllarca bakanlık yapıp, beş senelik elbise ile tertemiz ve başı dik gezen nice değerli insanlarla çalışma mutluluğunu yaşadım…
İsmet Sezgin bu onurlu ve dürüst adamlardan biriydi. İyi ki tanıdım İsmet Abiyi! Allah rahmetini esirgemesin.
“Yeni Türkiye’de” böyle adamlara rastlamak o kadar zor ki!
Geldiğimiz noktadan belli değil mi?

Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

FETÖ Oy Çalmadı mı?

Cumhurbaşkanı, Başbakan, Adalet Bakanı, Ankara Cumhuriyet Başsavcısına göre, “Fethullah Gülen Terör Örgütü, Hükümeti ve Demokratik rejimi yıkmak için kurulmuş silahlı bir terör örgütüdür!”

Devlet büyüklerimizin dediklerine göre;
-FETÖ, onu engelleyebilecek herkesi öldürür mü?
*Öldürür. 241 insanı öldürmedi mi?
-FETÖ, devlet sırlarını çalar mı? Çalar!
*Kozmik odadan çalmadı mı?
-FETÖ, CIA’nın elemanımıdır?
*Elemanıdır! CIA kendi elemanı olmayan birini silahlı muhafızlarıyla Amerika’da 17 sene boyunca korur mu?
-FETÖ, himmet adı altında iş adamlarından esnaflara kadar herkesten haraç alır mı?
*Alır! Para veren iş adamlarının Savcılık ifadeleri de böyle!
-FETÖ, suçsuz insanlara sahte delillerle kumpas kurar mı, kurar!
*Türk Ordusuna kumpas kurup, sahte dijital delillerle komuta heyetinin yarısını yıllarca zindanda çürütmedi mi?
-FETÖ, KPSS-Askeri Okul-Polis Koleji-Üniversite imtihanlarında soruları çaldı mı?
*Çaldı! 17/25 Aralık Hırsızlık-Soygun ve Rüşvet olaylarına kadar AKP “Çalmadı” diyordu, ama üç senedir “Çaldı” diyor!
-FETÖ’nün lideri yalan söyler mi?
*Söyler! İnsanları Allah ile aldatan, Kur’an-ı Kerim’i çarpıtmaktan çekinmeyen adam elbette ki yalan söyler!

-Erdoğan ve AKP, 2002-2013 arasındaki 11 yıl boyunca, FETÖ ile beraber çalışmadılar mı?
*Çalıştılar!
-Erdoğan ve AKP’nin, FETÖ’nün Yüksek Yargı-İdare-Ordu-Polis-Eğitimde kadrolaştığından haberleri ve izinleri yok muydu?
*Vardı! Erdoğan’ın haberi ve onayı olmadan bir kişinin bile üst düzey bürokrat olabilmesi mümkün değildir.
-Erdoğan ve AKP, FETÖ’nün Türk Ordusuna kumpas kurmasından habersiz miydi?
*Hem haberleri hem de izinleri vardı!
-Erdoğan ve AKP, FETÖ’nün Kozmik Odaya girmesine izin verdi mi? *Verdi! İlker Başbuğ’da bunu doğruladı!
-Erdoğan ve AKP’nin siyasi hedefleri bir midir?
*Evet ikisinin de siyasi hedefleri birdir! Bizzat Erdoğan “Bizim, FETÖ ile menzilimiz aynıdır” demedi mi?
-Erdoğan ve AKP, menfaatleri için yalan söylerler mi?
*Üff, yalanı ince urganın üstünde bağdaş kurdurtup öyle oturturlar…
-Yüksek Yargı Üyeleri üzerinde yani Danıştay ve Yargıtay üzerinde Erdoğan ve Fethullah Gülen kadar etkili olan bir başka kişi veya merci var mıdır?
*T.C. Devleti mi, Lâik Cumhuriyet mi, Anayasa mı, Hukuk Ahlakı mı?
Geçin bunları bir kalem! Bu değerlere inanan o kadar az kaldı ki!
Bu kurullar üzerinde maalesef en etkili iki isim Erdoğan ve Gülen’dir…

Yüksek Seçim Kurulunun 7 asıl, 4 yedek üyesi vardır. Yargıtay’dan 6, Danıştay’dan gelen 5 üyeden oluşur. Seçimlerle ilgili, kararları kesindir ve itiraz edilemez…

Şimdi geldik zurnanın zart dediği yere;
HSYK eski Başkan Vekili Ahmet Hamsici’nin savcılıktaki ifadesine göre AKP Hükümeti, Yargıtay ve Danıştay seçimlerinde Gülen Cemaati ile yapılan pazarlık sonucu, Yargıtay’ın 180 üyesinden 120’sinin Cemaate verilmesi, Danıştay üyeliklerinin tamamının Cemaate verilmesinde anlaştıklarını ve seçimlerin bu şekilde sonuçlandığını belgeleriyle söylüyor!

Yani, Yüksek Seçim Kurulu üzerinde Erdoğan ve Gülen Cemaati tamamen hâkim imiş!
Binlerce Yargıç-Savcı FETÖ’cu diye suçlanarak meslekten atıldı.
Her kurumdan insanlar haklı-haksız bakılmadan işlerinden atıldılar, tutuklandılar!
Türkiye’de tek kurumdan, sadece Yüksek Seçim Kurulundan bir kâtip bile “FETÖ üyesi” suçuyla atılmadı! Neden diye hiç düşündünüz mü? Nasıl oluyor da Yüksek Yargıya hâkim olan Erdoğan ve FETÖ, Yüksek Seçim Kurulu gibi çok önemli kurumda örgütlenmeyi pas geçtiler. Yoksa orası zaten yüzde yüz Erdoğan’ın hakimiyetinde de ondan mı YSK’ya dokunulmuyor?

Türk Milletinin çoğunluğundaki kanı, SEÇSİS denen sabıkalı sistem sayesinde seçimlerde “oy kaydırmak” mümkündür. Tabii ki YSK izin verirse!
Sizler ne dersiniz? Türk Milletinin parasını, geleceğini, huzurunu, barışını çalanlar, oy ’unu da çalarlar mı?
Ne dersiniz? İyice araştıralım değil mi?

Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

AKP’NİN ÇETELERİ VE 15 TEMMUZ

“Türkiye Cihad’ın ve IŞİD’in otoyolu oldu!”
Yeni emekli olmuş değerli bir Büyükelçimiz söyledi; “Avrupa’da görev yapan yüzlerce yabancı Büyükelçiler arasında Türkiye’nin adı maalesef Cihad ve IŞİD otoyoludur!”

Neden böyle diyorlar?
Türkiye’de bizlerden saklanan gerçekler, yabancı Büyükelçiler ve
o devletlerin istihbarat örgütleri tarafından belge-fotoğraf-film olarak biliniyor da ondan!

Peki, bu örgütlerin AKP ile ne ilgisi var diye sorarsanız, ona da beraberce bakalım;
IŞİD/DEAŞ;
-Başbakan Davutoğlu, bunlar için “Öfkeli Sünni çocuklar” demedi mi?
-Putin TV de sordu; Bunlara silahları kim veriyor? Silahları alıp, petrol bölgelerini işgal ediyorlar. Petrolü satıp yine silah alıyorlar! Bunlardan petrolü kim alıyor? Amerika, IŞİD petrolünü kimin damadının aldığını bilmiyor mu?
-AKP Hükümetleri, IŞİD yöneticilerinin “Dernekler” kanalıyla İstanbul-Ankara-Gaziantep-Diyarbakır-Konya-Adıyaman-Bingöl ve Adapazarı’nda örgütlenip, Suriye’de savaşacak militan toplamalarına ve militanları otobüslerle sınırdan geçirmelerine izin vermedi mi?
-Silahların tırlarla kimlere gittiğini bilmeyen var mı?

FETÖ yani Gülen Cemaati Çetesi;
AKP Hükümetlerinin, Gülen Cemaati Çetesini devletin içine soktuğunun yüzlerce kanıtı var, sadece ben bu konuda 15 Temmuzdan önce iki kitap yazdım ama size en önemlilerinden birkaç örnek verelim;
-Eski Gen. Kur. Bşk. Hilmi Özkök 2004 yılındaki MGK toplantısında, FETÖ’nün tehlikesini anlattı. AKP Hükümeti, görmezden geldi!
-MİT Müsteşarlığı iki kez rapor vererek, FETÖ’nün devletteki yapılanmasını AKP Hükümetine bildirdi. AKP Hükümeti raporları dikkate almadı.
-Eski HSYK Başkan Vekili Ahmet Hamsici, Adalet Bakanı Müsteşarının Yargıtay seçimleri için kendisine “Cemaatle anlaşın” emrini verdiğini, görüşmeler sonucu 160 Yargıtay üyesinden 120 tanesinin Cemaate verildiğini açıkladı.
-M. Eğ. Bakanlığı bünyesinden FETÖ’cü diye uzaklaştırılan 15.200 kişi, özellikle İl-İlçe M. Eğ. Müdürleri olmak üzere yöneticiler, AKP’li Bakanların haberi olmadan işe alınabilirler mi?
-Eski İçişleri Bakanı, “Göreve geldiğim anda 81 İl Emniyet Müdürünün 74’ü FETÖ’cu idi” dedi!
İl Emniyet Müdürleri, Cumhurbaşkanı-Başbakan-İçişleri Bakanının müşterek imzasıyla “Üçlü Kararname” denilen yolla atanırlar.
Yani bu üç kişiden birinin istemediği kişi İl Emniyet Müdürü olamaz. Yeterince açık mı? Bizim menzilimiz aynı, denmedi mi?

PKK Narko-Terör Örgütü;
AKP’nin bu konudaki ihanete varan yanlışları ile kitap yazılabilir.
Size tek delil sunacağım!
-PKK’nın en güçlü koruyucusu ABD uşağı Barzani değil midir?
-Barzani denen eşkıya, AKP Kongresinin “Onur Konuğu” değil mi?
-Barzani “Türkiye’ye değil PKK’yı, Kürdün kedisini bile vermem” demedi mi?
-PKK militanları, Barzani’nin topraklarından geçip bizim Askerimizi-Polisimizi öldürmüyor mu?
-Kuzey Irak Petrolünü Barzani satmıyor mu?
-Bu Petrolü Berat Albayrak’ın ortak olduğu şirket taşıyıp, kara ve deniz yoluyla satmıyor mu?

15 Kasım Kontrollü Darbe Girişimi;
21 Kasım 2016 tarihinde, bu konudaki görüşlerimi yazmıştım.
Her türlü terör örgütü ve çetelerle içli-dışlı olan AKP’nin “Mağdur” rolünü oynadığı 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden 4,5 ay geçti. Her gün yeni bir patlak, her gün ortaya çıkan bir delik, kafası biraz çalışan ve araştırmaya meraklı insanı tek noktaya doğru yönlendiriyor!
15 Temmuz, AKP-FETÖ ve FETÖ-CIA önderlerinin ilişkileri sonucu doğmuş bir piç’tir. Bu piç’in gerçek babasını belirlemek için MİT Müsteşarı-Genelkurmay Başkanı-Emniyet Genel Müdürünün sorgulanmaları gerekir…

AKP’nin çetelerle iş birliğinin suç ortağı olan bu kişiler ve özellikle dönemin Vali’leri yargılandıkça bu gerçek net olarak görülecektir.

Soru şudur;
Nasıl oluyor da Cumhuriyet Savcıları, 15 Temmuz’u planlayan siyasileri ve üst düzey bürokratları görmezden gelip, öğretmenlerle-mübaşirlerle-memurlarla uğraşıyorlar? Nasıl, nasıl, nasıl?

Bazı sözler vardır, bunlar cam kırıkları gibidirler. Konuşursanız diliniz, yutkunursanız boğazınız kan içinde kalır! Susar, kalırsınız!
Fakat, gerçeklerin de bir müddet sonra ortaya çıkmak gibi bir inatları vardır. Yakında…

Sağlık ve başarı dileklerimle 08 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Bütçe Kaçakları

Bütçe; Devletin gelecek bir yıl boyunca gelirlerini ve harcamalarını ayrıntılı olarak gösteren, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına
Türk Milleti adına izin veren bir kanundur…

Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden bu yana her Genel Başkan bütçe görüşmelerine katılır, konuşmaları dikkatle izler, partisi adına konuşur, hükümet adına Başbakan eleştirilere yanıt verir ve hazırladığı bütçesine sahip çıkardı.

Sahip çıkardı, çünkü “Bütçe” Türk Milletinin, iktidara emanet ettiği paralardan oluşur. Başka bir deyişle “Bütçe” iktidarın namusudur…

Pazartesi günü TBMM de bütçe görüşmeleri başladı!
CHP Lideri 2017 bütçesi ve tüm siyasi konularda görüşlerini söyledi.
HDP Lideri, terör örgütüne destek verdiği iddiasıyla cezaevinde!
MHP Lideri TBMM’ye gelmedi. Saray’da helva karma törenine katılmış!
AKP Lideri de yoktu! Başbakan Yardımcılarından biri, “Efendim TBMM Genel Kuruluna gitmeyecek misiniz” diye sorunca verdiği yanıt aynen şu olmuş; “Bütçeyi hazırlarken beni karıştırmadılar ki kardeşim. Saraya söyleyin Jöleli Danışman gelsin bütçeyi savunsun…”

İyi de Binali Bey, o zaman adama sorarlar; “O koltukta niye oturuyorsun, dibine zamk mı sürdüler?
Senin TBMM’ye gitmemen sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Türk Milletinin yanlış ve kötü harcanan her kuruşunun hesabı senden sorulacak, bunu iyice bilesin!

Değerli Okurlar;
Bir kez daha tekrarlayalım! Devlet yönetmede, siyasette, ekonomik olaylarda mucize yoktur. Gerçeklerle yüzleşip, mümkün olanı yapacaksınız.
Ama doğrusunu, dürüstçe yapıp halkınıza anlatacaksınız.
Ülkeniz sizin ekonomik politikalarınız sebebiyle krize mi girdi? Önce yanlışınızı kabul edeceksiniz. Daha sonra konunun uzmanı olan vatansever bilim insanlarına, değerli bürokratlarınıza danışıp, siyasi bir karar vereceksiniz ve verdiğiniz kararın sonucuna rıza gösterecektiniz.
Vatandaşa “Cebinizdeki, yastık altındaki dolarlarınızı bozdurun” tarzında ilkel bir yaklaşım sergileyip, kendinizi gülünecek hale sokmayacaksınız.

Ayrıca saygılı, terbiyeli olacaksınız. Devlet gücüne güvenip kimseyi tehdit etmeyeceksiniz. Delikanlının biri sizi bir gün milletin içinde öyle bir bozar ki, doğduğunuz güne lanet ederseniz!
Atamalı Başbakan Binali de abisine özenip, millete karşı efelenmeye başladı;
Kayseri’de, “Kafa kaldıranların kafasını EZE EZE bu duruma geldik” dedi.

“Kafa ezmek ve Başbakan!” Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde yanyana gelmesi imkânsız olan iki kelime! Demokratik bir ülkede bunu değil Başbakan, bir Karakol Polisi vatandaşa söylese, onu meslekten atarlar.
Atamalı Başbakan Binali, konuşurken dikkatli olursa iyi eder.
Konuşanın Başbakan mı, mafya babalarından biri mi olduğunu ayırt etmekte zorlanıyoruz…

“Aynı banka şubesi, aynı soyguncu tarafından beşinci defa soyulmuş.
Soyguncuyu yakalamayan Polis, banka veznedarını tekrar sorguya almış.
Herifi beş kere gördün, hiç mi bir şey hatırlamıyor musun, diye sormuş.
Veznedar hiddetle yanıtlamış; Herif normal biri, hiç tarif edilir bir özelliği yok. Ama dikkat ettim, her soygunda daha şık giyinmeye ve daha cesur olmaya başladı şerefsiz…”

Sağlık ve başarı dileklerimle 07 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

ARAMIZDAKİ FARK BUDUR

Demokrasinin evrensel şartlarını hazmetmiş, kavramış, uygulamaya geçirmiş ülkelerle, demokrasiyi sadece sandık zanneden, biat kültürü ile yetiştirilmiş yöneticilerin yönetimde olduğu hibrit demokrasiler arasında yüz seksen derece fark vardır.

Halk diliyle anlatmak için bazı örnekler verelim;
-Gelişmiş demokrasi ile yönetilen bir ülkede, kaçak olarak kullanılan Kız Öğrenci Yurdunda 11 çocuk yanarak ölse, o hükümet derhal kamuoyundan özür diler ve istifa ederdi. Başka türlü davranmaya kalkan olursa, kamuoyu baskısı onu anasından doğduğuna pişman ederdi!
-Bizimki gibi hibrit demokrasilerde ise gerçek sorumlu olan siyasi iktidar, utanmadan-sıkılmadan- kuldan ve Allahtan korkmadan, büyük bir pişkinlikle suçu başkalarının üzerine atıp, milleti kandırmaya devam eder…

-Gelişmiş demokrasilerde, FETÖ veya benzeri hiçbir dini örgüt, devlet yönetimine giremez. O devletin sırlarının bulunduğu “Kozmik Odaya” girmeyi düşünemezler bile!
-Bademlerin yönetimindeki hibrit demokrasilerde, tarikat ve cemaatleri, bizzat yönetenler devlete monte eder. Karşılıklı birbirlerini kullanırlar. FETÖ gibiler palazlanıp, darbe yapacak güce eriştiklerinde ise, sanki 11 yıl FETÖ ile suç ortaklığı yapan kendileri değilmiş gibi, kendilerini “Demokrasi Kahramanı” ilan ederler…

-Gelişmiş demokrasilerde, Başbakanın çocukları “düğünlerinde takılan altınlarla” 9-10 gemilik filolar kurduklarını söylüyorlarsa, diğer oğlanın vakfına bir Arap iş adamı 100 Milyon Dolar bağış yapıyor ve oğlan bu parayı kabul ediyorsa, hükümet derhal istifa eder ve Başbakan ve çocukları yargılanır.
-Bademlerin hibrit demokrasisinde ise, bu hırsızlıklar “Çalıyor ama çalışıyor abicim” gibi manyakça bir anlayışla alkışlanır!

-Gelişmiş demokrasilerde, ülkenin dış politikası bir kişinin eline bırakılmaz. Devlet hafızasına itibar edilir ve tarihi gerçekler dikkate alınır.
-Bademlerin hibrit demokrasisinde, bir günde dış politika ters yüz edilebilir.
Bir gün “Nato’nun ne işi var Libya’da, izin vermem kardeşim” denir. Aynı ağız ertesi gün “Nato kuvvetlerine ben izin verdim arkadaş” der.
Komşu devletin başkanına “Kardeş Esad” diye hitap eder, ertesi gün “Kalleş Esed” der!

-Gelişmiş demokrasilerde, hiçbir silahlı terör örgütüne destek verilmez. Terör örgütleriyle devlet güvenlik güçleri kullanılarak, hukuk devleti ilkesinden ayrılmadan mücadele yapılır.
-Bademlerin hibrit demokrasisinde ülkeniz, Avrupa basınında “Türkiye, Cihad Otobanı oldu” diye gazetelere geçer!

Şimdi sizlere soruyorum;
Hangimizin rejiminin adı demokrasi?
Bizimkinin adı demokrasi ise, gelişmiş ülkelerinin ki ne?
Onlarınki demokrasi ise, bizim rejimimizin adı ne?
Yapacağınızı söylediğiniz Amayasa’da bu sorulara nasıl yanıt vereceksiniz?

Not; Cumhur’un Başı, “Yastık altındaki dolarları bozdurun” diye talimat verdi!
Bizde ne kadar yastık varsa hepsinin altına baktım, bomboştu!
“Eyy ev halkı, nerede bu dolarlar” diye bağırınca, sevgili eşim önüme rakamlarla dolu bir kâğıt koydu!
Baktım, Reis doları 1.60 TL’den almış, 352 TL’ye fırlatmış! Yani %220 arttırmış.
Çeyrek Altını 28,00 TL’den almış 220 TL’ye çıkarmış! Yani %780 arttırmış.
Benzini 1,64 TL’den almış şimdilik 4.97 TL’ye çıkarmış! Yani %310 arttırmış…
Ev halkı, Reis’in uyguladığı ekonomik politikalarla bizim dolarları 15 senede bitirdiğini kibarca söylüyordu…

Eyy Reis, denizde kum sizlerde dolar-avro! 15 Temmuz’dan sonra bozdurulan 2,5 Milyar Doların kimin olduğunu bilmediğimizi mi zannediyorsunuz?
Çok değil, aşağıda isimlerini yazacağım YOL arkadaşlarınızı hafifçe silkelerseniz, dolar-avro bakımından epeyce rahatlarsınız;
Osman Gökçek (Sadece Erdoğan’ın Rızasından aldığı para 350 Milyon Dolar)
Melih Gökçek-Sinan Aygün-Zafer Çağlayan-Rifat Hisarcıklıoğlu (Ağaların eli tutulmaz ama, bu dörtlünün para ederleri MİLYAR Dolarlardan başlar)
Kadir Topbaş ve Damadı (Macaristan nüfusu 10 Milyon, Kadir Abi’nin nüfusu 15 Milyon! Vurdukça tozur!)
Gördün mü Reis, bizi bırak bunlarla idare et. Daha çelikten yapılmış odalara gelmedik bile…

Sağlık ve başarı dileklerimle 03 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu