ANA VE YASA

“Anayasa” sözcüğü, “YASA” ve “ANA” sözcüklerinin bir araya gelmesi nedeni ile diğer tüm yasaların anası olan, onlara kaynaklık eden, yasaların temeli “Esas olan Yasa” demektir.

Anayasa devletin temelidir. Yani devlet anayasaya göre biçimlenir, kurulur ve işler. Aynı zamanda anayasa, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini de güvence altına alır.

Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, tüm idare makamlarını, diğer kuruluşları ve vatandaşların tamamını bağlar…

Erdoğan ve AKP, yukarıda yazılan bu üç paragrafa gerçekten inansalar ve icraatlarını anayasaya uygun olarak yapsalar, inanın hiç kimsenin bunlarla bir sorunu olmaz, bunların anayasayı değiştirme çabalarına da ilke bazında kimse karşı çıkmaz!

Fakat Erdoğan ve AKP’nin, anayasa ile mahalle bakkalının veresiye defterini sürekli olarak karıştırmaları tüm toplumu çok rahatsız ediyor! Toplumdaki huzursuzluğun ve karmaşanın en önemli nedeni, devleti yönetenlerin anayasa ve yasalara uymak istememeleridir!
Erdoğan ve AKP anayasaya uymayacaklar, fiili kanunsuzluk hali yaratacaklar, sonra da Bahçeli’yi ve MHP Milletvekillerini esir alarak, anayasayı fiili kanunsuzluğa uyduracaklar!
Buna “Devlet gücüyle anayasanın ırzına geçmek” denir…

Erdoğan ve AKP’nin birlikte “Anayasaya tecavüz etmelerinin” son kanıtlarından birini açıklayalım;
Olağanüstü Hal, Anayasal bir kurum mudur? Evet.
Kaynağını anayasanın 120 ve 121’inci maddelerinden alır.
Herkes buna uymalı mıdır? Evet.
Bu maddelere göre, KHK’lar aynı gün içinde Resmî Gazetede yayınlanıp, yine aynı gün içinde TBMM’ye gönderilmeli midir? Evet.
TBMM İçtüzüğünün 128’inci maddesi; “KHK’lar ivedilikle ve en geç 30 (OTUZ) gün içinde görüşülür ve karara bağlanır” diyor mu? Evet.
Peki, AKP ne yapmış? Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne uymuş mu? Hayır. Tarihleriyle verelim;

670 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 17 Ağustos 2016- 180 (YÜZ SEKSEN) gündür görüşülmedi!
672 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 01 Eylül 2016- 127 (YÜZ YİRMİ YEDİ) gündür görüşülmedi!
673 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 01 Eylül 2016- 127 (YÜZ YİRMİ YEDİ) gündür görüşülmedi!
675 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi; 31 Ekim 2016- 66 (ALTMIŞ ALTI) gündür görüşülmedi!
676 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi- 31 Ekim 2016- 66 (ALTMIŞ ALTI) gündür görüşülmedi!
677 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi- 22 Kasım 2016- 44 (KIRK DÖRT) gündür görüşülmedi!
678 Sayılı KHK- TBMM’ye Gelişi- 22 Kasım 2016- 44 (KIRK DÖRT) gündür görüşülmedi!

Değerli Okurlar;
Bu KHK’lar (Kanun Hükmünde Kararnameler) Anayasa ve TBMM İçtüzüğü emrine uymayan “Sakat Kararnamelerdir.”
Bu kararnamelerle, devletin yönetim şekli değiştirilmiş, TBMM devre dışı bırakılmış, onbinlerce insan işinden olmuş, Türk Ordusu köklerinden kopartılmış ve Yüce Divanlık çok sayıda suç işlenmiştir.

Devam edelim;
-KHK’leri anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı olarak uygulayan kim: Erdoğan ve AKP.
-FETÖ’nü devlete 11 yıl boyunca yerleştiren kim; Erdoğan ve AKP.
-Menzilimiz aynı olduğu için FETÖ’ye destek verdik, diyen kim; Erdoğan ve AKP.
-Bu suçunu itiraf edip özür dileyen kim; Erdoğan ve AKP.
-Şehirlerimizin IŞİD’e eleman toplama yeri olmasına izin veren kim; Erdoğan ve AKP.
-PKK ile görüşüp, Oslo-Habur-Kandil rezaletlerini bize yaşatan kim; Erdoğan ve AKP.
-Atatürk’e sürekli olarak ağır hakaretler eden Fesli Şarlatanı ve satranç oynayan ateşte yanar diyen cübbeli sapkını, TC Devletinin baş köşesinde ağırlayan kim; Tabii ki Erdoğan.

Şimdi aynı Erdoğan ve AKP, yanlarına yeni yardımcıları Bahçeli’yi de alıp Türkiye’yi dikta yönetimine götürecek anayasa yapacaklar ha!
Ve yapacakları anayasa Türk Milleti tarafından kabul edilirse, bu defa uyacaklar ha!
Nasıl bilcez, nasıl inancaz, deyiverin gari…

Not; Yazılarımı takip etmek isteyenler rifatserdaroglu.com adresinden abone olarak takip edebilirler…

Sağlık ve başarı dileklerimle 05 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

BURASI DİNGO’NUN AHIRIDIR

Sert Karun Numan, bir profesöre çok yakışan (!) bir üslupla Türkiye’yi kast ederek “Ne o öyle, biri şunu yazıyor, diğeri bunu yazıyor! Burası Dingo’nun Ahırı mı” diye televizyon canlı yayınından Türk Milletine posta attı! Öyle sert konuştu ki, zaten soğuk olan hava, adeta buz kesti!

Fakat Sert Karun Numan’ın gücü ancak Modacı Barbaros Şansal’a yetti!
Barbaros Şansal, Türk Hava Yollarının uçağından iner inmez uçağın merdivenlerinin dibinde 15-20 kişi tarafından tekme-tokat dövüldü!
Böyle bir olay “Hukuk Devleti” olan yerlerde olmaz. Kişinin suç işlediği düşünülüyorsa, gözaltına alınır. Kişi Avukatı ile birlikte ifadesini verir. Savcı mahkemeye sevk ederse Yargıç kişinin suçlu olup olmadığına karar verir ve uygulatır.

İstanbul Atatürk Havalimanında gerçekleşen çirkin olay ancak “Dingo’nun Ahırı” gibi olan yerlerde olur.
Dingo’nun Ahırında hukuk işlemez, adalet yoktur, polis yoktur. Kimin gücü fazlaysa onun sözü geçer.
Zorba hem Savcıdır hem Polistir hem de Yargıçtır. Suç işlendiğini o belirler, cezayı o verir, infazı da o yapar! Yaptığı da yanına kâr kalır, zorbayı kimse tutuklayamaz!

Bilmeyenler için anlatalım;
Havaalanlarında “Mülki Amir” olarak tecrübeli bir Vali Muavini sürekli olarak görev yapar.
Emniyet Müdürü seviyesinde bir Polis Şefi sürekli görevdedir.
Jandarma Komutanı da birliğiyle göreve hazırdır.
MİT yetkilileri, DHMİ sorumluları, Gümrük müdürleri oradadır!
Özel Tim, Uçak kaçırma olaylarına karşı eğitilmiş birlikler ve özel güvenlik elemanları da cabası!

Tüm bunlar, görevli olmayan birinin Apron’a çıkmasına izin vermezler. Apron’a izinsiz adım attığınız zaman, sizi derhal sarıp sarmalayıp gözaltına alırlar. İsterseniz deneyin!

Dingo’nun Ahırında yetişmiş bu grup, ellerini kollarını sallayarak Apron’a giriyorlar, birkaç yüz metre gidip uçağın merdivenine kadar geliyorlar, uçaktan inen Barbaros Şansal’ı linç etmeye kalkıyorlar!
Bu kişiler uçağın merdivenlerinin dibine kadar nasıl gittiler?
Bu zorbalar devlet memuru iseler, bunun hesabını kim verecek?

Eğer Hükümet iseniz, önce o Vali’yi, Emniyet Müdürünü, Jandarma Komutanını TC. Devletinin onurunu, hukuk devleti ilkesini korumadıkları ve rezil ettikleri için görevden alıp Yargıya sevk edeceksiniz. Saldırganları yakalayıp Yargıya göndereceksiniz.
Bunları yapmıyorsanız, gideceğiniz tek yer Dingo’nun Ahırıdır…

Şimdi anlatacağım olay sadece Dingo’nun Ahırında geçer;
Damattan Enerji Bakanı; “AKP zamanında, enerjide dışa bağımlılık azaldı. Yatırım hamlesi yaptık” dedi!
Damat nereye hamle yaptı bilinmez ama, Enerji Bakanlığının resmî sitesine göre durum şudur;
Enerjide dışa bağımlılık 1990 yılında %52 idi!
Bu oran 2002 de %67, 2015 yılında ise %76’ya çıktı!
2002 yılında enerji ithalatına 9,2 Milyar Dolar ödemişiz.
2014 yılı sonunda ise ödediğimiz rakam 55 Milyar Dolara fırlamış!
Ancak Dingo’nun Ahırında bu rakamlar için “Dışa bağımlılığı azalttık” denir…

Eyy Karun Numan;
Sizin yönetiminizde binlerce yıllık deneyimi olan TC. Devleti maalesef “Dingo’nun Ahırına” döndü. Bırakın o koltukları, doğrudan Dingo’nun yanına gidin! Sizi orası paklar…

Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

NİYE Mİ BÖYLE OLDUK?

Türkiye, tarihinin en şiddetli terör saldırısı altında! İşin garip tarafı ise bizim beslediğimiz, koruduğumuz, yetiştirdiğimiz kişilerin içinden çıkan teröristler tarafından saldırı altında!

Çeçenistan’dan, Özbekistan’dan, Irak’tan, Suriye’den, Filistin’den kaçan ne kadar cihatçı sapık varsa Türkiye’ye sorgusuz sualsiz alındılar! Ortadoğu’da kendi ülkelerinden kaçan ne kadar manyak-sapkın-katil varsa “Vizeleri Kaldırdık” saçmalığı sayesinde Türkiye’ye buyur edildiler! Kendi vatanı için savaşmaktan kaçan ve içlerinde binlerce hırsız-katil-sapık bulunan 1 Milyon kadar 18-40 yaş aralığında Suriyeli erkek Türkiye’de bedava yaşıyor. Üniversiteye sınavsız girebiliyor, memur olabiliyorlar. Bizim çocuklarımız ise bu asalakların vatanını kurtarmak uğruna Suriye’de can veriyorlar!

Zengini-fakiri, kadını-erkeği, okumuşu-cahili- gazetecisi-televizyoncusu-işsizi-işçisi herkes, sanki bu olaylar başka bir ülkede oluyormuş gibi sessizce seyrediyorlar ve içlerinden “Vah vah. Başımıza daha neler gelecek? Sokağa da çıkamayacağız artık” diye çaresizce söyleniyor! Tüm tepki bu! İktidar ise, sanki Türkiye’yi değil de babalarının bakkal dükkânını yönetiyor! Topluma korku salıp, olaylar ve ölümler olduktan sonra sanki “Siyasi Sorumlulukları” yokmuş gibi, toplumu hem tehdit ediyor hem de haber spikerleri gibi bilgi vermekten utanmıyorlar.

Yazlık bir siteye ücreti karşılığında “Özel Güvenlik” tutsanız, buna rağmen site her gün saldırıya uğrasa, site sahipleri yaralansa, malları çalınsa, o adamları değiştirmez misiniz? İyi de o zaman 15 senedir başarısız olmuş bu kadroyu niçin başınızda tutuyorsunuz? Niçin değiştirmek için en ufak bir gayret göstermiyorsunuz? Ülkeyi yönetenlere her gün gönderilecek yüz binlerce e-mail-mektup- telgraf-telefon onları düşünmeye sevk etmez mi?

Bizi yönetenlerin nasıl başarısız, art niyetli ve çapsız kişiler olduklarını kendi ağızlarından bir daha hatırlayalım mı;

Cumhurbaşkanı Erdoğan;
-22 Ülkeyi bölecek projeye Eşbaşkan olmayı Erdoğan “gönüllü” olarak kabul etmedi mi?
-Suriye-Irak-Mısır-İsrail-Libya politikalarını Erdoğan yürütmedi mi?
-PKK ile “Çözüm Süreci” ve “İhanet Sürecini” Erdoğan yürütmedi mi?
-Oslo ve Habur rezaletlerini Erdoğan yönetmedi mi?
-Fethullah Gülen ile menzilimiz aynıdır diyen Erdoğan değil mi?
-Erdoğan Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı!
Önceki 11 Cumhurbaşkanından hangisinin diploması böyle tartışıldı?
11 Cumhurbaşkanından hangisinin mal varlığı bu kadar tartışıldı?
-Niçin Erdoğan döneminde en çok gazeteci ve aydın cezaevine atıldı?
-Önceki 11 Cumhurbaşkanından hangisi, küfür ederek bir vatandaşını tokatladı?
-Önceki 11 Cumhurbaşkanından hangisinin döneminde “Sıfırlama” “Haram Havuzu” vardı?

Başbakan Binali Yıldırım;

-İzmir’e Belediye Başkanı olmak istedi! İzmirliler “Kardeş, sen bizi yönetemezsin, ehil değilsin” dediler ve Binali’yi seçmediler!
Erdoğan İzmirlilere inat “Türk Milletinden Başbakanlık yetkisi almamış” Binali Yıldırım’ı Başbakan olarak atamadı mı?
-Binali Yıldırım’ın kendisi Boğaziçi Üniversitesinin bahçesinde kızlı-erkekli öğrencileri görünce; “Aboov, ben burada okuyamam, beni bozar” demedi mi?
-Binali Yıldırım’ın kendisi, “Bu teknoloji işine kafayı takmayacaksınız, yoksa kafayı yersiniz. Kullanın yeter” demedi mi?
-Ulaştırma Bakanlığı sırasında, Ankara’da 5 yıldızlı bir otelin bahçesinde “İhale bağladığı” için milyonlarca avroyu çantaya tıkıştırırken Polis kamerasına yakalanan Binali Yıldırım’ın Kayınçosu
değil miydi?
-Uzakdoğu kumarhanelerinde basılan kişi Başbakan’ın oğlu değil miydi?

Daha size hangisini anlatayım ki?
Karun Numan’ı mı, Soylu Süleyman’ı mı, İngiliz Mr. Shimsek’i mi, Defterdarı mı, Menzilci Bakanı mı, Saatçi Zafer’i mi, Bakara-Makara Bakan’ı mı? Boyunsuz Muammer’i mi, Yaylı Bekir’i mi, Kupon Arazici Bakanı mı, FETÖ’cu Suat’ı mı, Cemaatçi Sado’yu mu hangisini anlatayım? Biat kültürü ile yetişip, ömrü boyu emir almış tarikat ve cemaat artıklarını mı? Kimi anlatayım? Kimi?

Bir de “Niye böyle olduk” diye sormuyor musunuz?
Hangi akıl ve vicdan sahibi kişi, bir işi bozandan çözüm bekler?
Siz çok yaşayın iyi mi? Bakın yakında ayağınızdan pantolonunuzu da götürmesinler.

Sağlık ve başarı dileklerimle 03 Ocak 2016
Rifat Serdaroğlu

Başımız Sağ Olsun

Son yaşadığımız terör olayı sebebiyle acımız çok büyük. Milletçe başımız sağ olsun!

Başımız sağ olmasına sağ olsun da, bizim başımız var mı ki? Varsa, kim bizim başımız? Olaylar üst üste İstanbul’da gerçekleştiğine göre; İstanbul Valisi denen başarısız kişi bizim başımız mıdır? Adını dahi bilmediğimiz İstanbul Emniyet Müdürü mü bizim başımızdır? Her terör olayından sonra sadece bağırıp, ağlayan İçişleri Bakanı Soylu Süleyman mıdır bizim başımız? İzmirlilerin Belediye Başkanı olamaya ehil görmediği ama kafamıza kakar gibi Türkiye’ye Başbakan yapılan Binali mi ülkenin başıdır? Yoksa tüm bu saydıklarımın başı olan Erdoğan mı Türk Milletinin başıdır?
Allah aşkına söyleyin! Kimdir bizim başımız da, biz millet olarak beşer-onar ölürken, çocuklarımızı katar halinde toprağa verirken onun sağ olması için dua edip duruyoruz?

Binali Başbakan Yıldırım bile artık “Rejimin adı Cumhuriyettir” dediğine göre, başımız bir Padişah olamaz değil mi? Eee, Cumhuriyeti kuranlar da başımız olamaz! Çünkü onlara da “İki Ayyaş” demişlerdi! Eyvah, eyvah! Kaldık mı başsız? Ne yapçez şimdi?

A benim güzel milletim; Eğer gerçekten Türk Devletinin ve Türk Milletinin yararlarını düşünen biri, baş olsaydı, hiç aşağıda yazılanlar başımıza gelebilir miydi?

-Ülkenin başına geçen kişi, aynı zamanda BOP denen bölme operasyonuna Eşbaşkan olur muydu?
-11 yıl, ülkeyi FETÖ ile beraber yönetir miydi?
-PKK Narko-Terör örgütü ile anlaşıp, asker-polis katillerine Seyyar Mahkeme kurdurup serbest bırakır mıydı?
– “Şehirlerimizi bomba ve ağır silah deposuna çevirdiniz, biz biliyoruz” diyen hainleri korumak için bir gecede kanun çıkarır mıydı?
-Şehirlerimizin, İŞID’e eleman kazandırmak için kullanılmasına izin verir miydi?
-IŞİD militanlarını ülke hastanelerinde bedava tedavi ettirir miydi?
-Dost ve komşu ülkelerin içişlerine karışır mıydı?

Elbette bunları yapmazdı! Böyle üzücü olaylar olduğunda utanmadan koltuklarında oturmaya devam eden yüzsüzleri, kulaklarından tutar atardı…

A benim güzel milletim; Gelişmiş demokrasilerde kimse kendi başına bir “Baş” istemez ve buna izin vermez. Tüm bu sayılanlar ya milletin hizmetine gönüllü olarak talip olan siyasetçilerdir, ya da maaş karşılığında hizmete talip olan devlet görevlileridir. Kimse onları zorla göreve getirmez. Türk Milletinden maaş alan bu zavallılardan başarılı olan kalır, başarısız olan defolur gider. Gitmemekte direnen eksik akıllılar ise tekme-tokat indirilirler. Sözün özü “Baş” arama yerine, önce Türk Milletinin sorumlu ve özgür bireyleri olabilmeyi başarmalıyız. Susmayacaksınız, itiraz edeceksiniz. Yazıyla, telefonla, maillerle, gerekirse Anayasa teminatı altında olan “Demokratik Direniş” hakkınızı kullanacaksınız.

Eğer “Sorumlu ve Özgür Bireyler” olmayı başarabilirsek, bizi yönetenlerin başına bizler “BAŞ” oluruz! Başaramazsak ve bizleri bu kan-terör-ölüm ortamına mahkûm edenleri desteklemeye devam edersek olacak olan şudur; Bundan böyle “Baş” aramayı bırakalım, Türk Devletini batıracak bir “Başkan” aramaya devam edelim ve başımıza bu belaları saran adamı Padişah yetkileri ile donatalım! Fakat Başkanın Yardımcıları olarak mutlaka ama mutlaka Türkücü Bahçeli’yi ve Akar Paşayı oturtalım! Batış, umduğumuzdan daha çabuk olur! Kimse de bize “Başınız Sağ Olsun” demez! Dese- dese “Türk Devletinin ruhuna El Fatiha” der…

Sağlık ve başarı dileklerimle 02 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

AHMET ŞIK

Ahmet Şık, zaten Şık biri. Duruşuyla, onuruyla, gazeteciliğiyle çok
Şık biri!
Fakat bugüne kadar bu Şık delikanlıya yapılanlar o kadar çirkin ki!

Bu genç gazeteci ile yüz yüze tanışma imkânım olmadı.
Ülke meselelerinde elbette ki görüş farklılıklarımız var.
Fakat yazılarını, kitaplarını okudum, okurum.
Mahkeme ve tutukluluğu süresince Ahmet Şık’ı sürekli izledim. Eğilmedi, bükülmedi, teslim olmadı, dimdik durmasını bildi.
Hiçbir zaman Nedim Şener gibi olmadı!

Hüsnü Mahalli, Kadir Gürsel, Ahmet Şık gibi gazeteciler dikta özentisi ve anti demokratik iktidarlar tarafından hiç sevilmezler.
Çünkü bunlar doğruları yüksek sesle söylerler, yazarlar.
Bunlar “Haram Havuzundan beslenen haram yiyen gazeteciler” gibi kendilerini kullandırmazlar.
Bunları para ile satın alamazsınız. Emirle manşet attırıp, yazı yazdıramazsınız.
Bunları suçsuz, günahsız insanların üzerine saldırtamazsınız.
Hele bunlara, insanlara kara çaldırıp iftira attıramazsınız…

Halbuki, aklı başında ve çağdaş demokrasiye inanan yöneticiler, bu insanlar gibi doğru gazetecilerin üzerine titrerler, onları korurlar, kollarlar. Bu kişilerin sayılarının çoğalması için gayret sarf ederler…

Tüm bu vatanı seven, ülke bütünlüğünden ve demokrasiden yana olan tutuklu gazetecilere Rahmetli Aşık Hüdai’nin “Makbuldür” adlı şiirini gönderiyorum. Bu günler de geçecek, üzülmeyin!

Faydası olmayan bahardan yazdan/Yüce dağ başının kışı makbuldür,
Cahilin yaptığı sohbetten sözden/Âlimin hayâli düşü makbuldür!

Lokma yeme muhannetin elinden/Kurtulaman sonra acı dilinden,
Namertlerin kaymağından balından/Merdin kuru yavan aşı makbuldür!

Hüdai konuşur bir ince dilden/Hal ehli olmayan bilir mi halden,
Bilgisiz, görgüsüz, duygusuz kuldan/Ölülerin mezar taşı makbuldür!

Not;
Tüm dost ve arkadaşlarımın yeni yıllarını kutlarım. 2017 yılında ülkemize ve tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluklar dilerim. Sevgilerimle. Yeni Yılda görüşebilmek dileğiyle…

Sağlık ve başarı dileklerimle 30 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Ayrık Otunu Sen Ektin

Niçin sürekli olarak bağırıyorsun ki?
Türkiye’ye ayrık otunu sen isteyerek, bilerek ektin!
Ayrık otu ektiğin tarladan buğday-arpa-darı hasatı mı bekledin?
Ne ektiysen onu biçeceksin…

İstediğin şovu yap, istediğin kadar para harca!
Örneğin, 14 yavrumuzun vatanlarından uzakta bir hiç uğruna öldürüldüklerinin ertesi günü şölen düzenle!
İstersen senin “Bunlar katil değil, sinirli çocuklar” dediğin canilerin,
iki askerimizi diri-diri yaktıkları günün akşamı, ülkede top koşturan yabancılara asker selamı verdirt, ne yaparsan yap,
Türk Milletinin tamamını kandıramazsın!

Niçin birlik olamıyoruz, biliyor musun?
-Türkiye’nin kurucusu Büyük Atatürk’ün heykeli kaldırıldığı gün, “Elhamdülillah, Rize şimdi özgürlüğüne kavuştu” diye manşet atan paçavranın sahibini hiç yanından ayırmadığın için!
-Türk Gençleri üniversite kapılarında ter dökerken, vatanını savunmayan Suriyelilere sınavsız üniversite hakkı tanıdığın için!
-Suriyeli kadın ve çocuklara elbette sahip çıkalım. Fakat kendi yoksullarımıza bakamaz iken, zındık gibi milyonlarca yabancı erkeğe bedava sağlık hizmeti, ceplerine harçlık verdiğin için!
-Milyonlarca Türk Genci işsiz gezerken, bizim evlatlarımız Suriye’de bir hiç uğruna can verirken, yüzbinlerce Suriyeliye “Türk Devletine MEMUR olma” hakkını verdiğin için, birlik olamıyoruz…

-Yolsuzluk yapan Bakanları ve yakınlarını adaletten kaçırdığın için!
-Dün AK dediğine bugün KARA dediğin için!
-Türk Milletine sürekli yalan söylediğin için!
-Kupon Arazileri, Maden Ruhsatları dağıtımını kendine aldığın için!
-Tüm malvarlığın olan bir nişan yüzüğünden, dünyanın en zengin sekiz siyasetçiden biri olmayı nasıl gerçekleştirdiğini Türk Milletine anlatmadığın için, birlik olamıyoruz!

-FETÖ’nü Türk Devletinin en önemli makamlarına sokup, Türk Ordusuna kumpas kurulmasını engellemediğin için!
-Sana biat eden tarikat ve cemaatlerin hala Bakanlıklara yerleşmelerine izin verdiğin için!
-Türkiye’nin itibarına büyük zararlar verdiğin için!
-Tüm Türk Milletini kucaklayamadığın için, birlik olamıyoruz.

Bu saatten sonra değişmeyeceğine göre artık senin emeklilik zamanın geldi! Zaten emeklisin ama farkında değilsin…

“İnsan vücudundaki bütün organlar Tanrı’nın huzuruna çıkmışlar;
Göz; Ulu yaratıcımız, 70 yıldır bakmaktan yoruldum, beni emekli edin!
Kulak; Ben de 70 yıldır duymaktan yoruldum, beni de emekli edin!
Ayaklar; 70 yıldır yürümek beni bitirdi, lütfen beni de emekli edin!
Tam o anda arka taraflardan kısık bir ses duyulmuş;
Emeklilik asıl benim hakkım!
Melekler çok kızmışlar; Ayağa kalkıp konuşsana, saygısız!
Kısık ses; Ayağa kalkacak gücüm olsa, emekliliğimi ister miydim?”

Sağlık ve başarı dileklerimle 24 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

BİR KENARA NOT EDİN

Bunları bir kenara not edin ki, Türk Devleti kendisine kurulan bu tuzaklardan kurtulduğu vakit, kimler yaşıyorsa çocuklarına anlatsınlar ve çocuklarınız bunu yargıya taşıyıp hesap sorsunlar…

Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Türkiye Cumhuriyeti Devletinin adı değişmelidir,
-Türk Bayrağının adı değişmelidir,
-İstiklal Marşı değişsin,
-Türkçe ve Kürtçe Resmi dil olsun,
diye televizyonlarda rahatça konuşan bölücüler, AKP ve Erdoğan tarafından “Akil İnsan” madalyası takılarak Türk Milletinin üzerine salınmışlardır.
(Bu tutum, açıkça Türk Devletini yıkmak ve Anayasa’yı çiğnemek demektir)

Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-AKP ve Erdoğan, Devlet yetkililerini PKK Baronları ile görüştürerek, Türk Askerini-Türk Polisini şehit eden 25 adet PKK’lı katili serbest bırakmak için Habur Sınır Kapısında “Seyyar Mahkeme” kurdurmuşlardır.
-Seyyar Mahkemede “Pişman değilim, bugün olsa, yine öldürürüm” diyen PKK’lı katiller aynı gün serbest bırakılmışlardır.
-PKK’lı katiller, binlerce insan eşliğinde, şeref salonlarında konuk edilmişlerdir.
-Tüm bunlar, TC. Devletinin Valilerinin gözleri önünde olmuştur.
-PKK katiline göre özel mahkeme kurmak Türkiye’de Adalet’in yok edilmesidir.
(Bu tutum, Hukuk Devleti İlkesinin ayaklar altına alınması demektir.)

Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Eğitim sistemi alt-üst edilmiştir.
-Tarikat ve Cemaatlerin yönetimindeki “Kaçak Kursların” sayısı 10 bini geçmiş ve çocuklar buralarda birer Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmektedir.
-Okulların büyük bir kısmı Tarikat ve Cemaatlerin denetimine bırakılmıştır.
-FETÖ, AKP ve Erdoğan tarafından bu dönemde devletin her kademesine sokulmuş, özellikle M. Eğitim Bakanlığı (Bakanlar dahil olmak üzere) FETÖ’ne devredilmiştir.
(Bu tutum, Eğitim Birliği ve Lâiklik ilkesinin yok edilmesi demektir.)

Türkiye’de AKP İktidarı zamanında;
-Biat Kültürü gelişmiş ve tek adam yönetimine geçilmiştir.
-TBMM’de tek söz sahibi Erdoğan’dır.
-Hükümet, Erdoğan’ın emrindedir.
-Yargı, iktidarın denetimindedir.
-Tüm üst düzey bürokrat atamaları Erdoğan tarafından yapılmaktadır.
(Bu tutum demokrasiden vazgeçilmesi ve dikta yönetimine gidişin ifadesidir.)

Değerli Okurlar;
Tüm bu yazılanlar sizin bildiğiniz gerçeklerdir. Hepsi sizlerin gözleri önünde oldu ve sizler susarak destek verdiniz.
Bunlar, “Bana ne canım, bana mı kaldı” denecek türden işler değildir.
Biri evinize girse ve aile fertlerinizi silahla öldürmeye kalksa
“Bana ne, benim işim değil, Polisin işi” diyebilir misiniz?
Ama sizler sustunuz, hala da susmaya devam ediyorsunuz!
İşte bu yüzden bu yazılanları bir kenara not edin dedim.
Yarın çocuklarınıza neden ve niçin korktuğunuzu, özgürlüğünüzün nasıl elinizden gittiğini anlatmanızda sizlere yardımcı olur.
Çocuklarınız ve Kurtuluş Savaşımızda şehit olan dedeleriniz sizi affederler mi, işte orasını ben bilemem…

Sağlık ve başarı dileklerimle 23 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

Kökü Kalleştir Bunların

Türk Milletinin başına gelen her türlü belanın altını biraz eşeleyin mutlaka iki iblise rastlarsınız. Bölücüler ve Allah ile aldatanlar.

Bu ikisinin de köküne şeytan tarafından kalleşlik, ihanet ve ölüm tohumları ekilmiştir! Yıkmaktan, yakmaktan, yok etmekten, pislikten, yalandan, iftiradan başka bir şey bilmezler.

Bölücüler;
Kökenleri ister Kürt ister Ermeni ister Rum olsun bunlar Türk Milletinin düşmanıdırlar.
Bu aşağılık mahlukat, gider İngiliz’e para için uşaklık eder, Amerikalı asker bunların kadınlarına-kızlarına tecavüz eder giderler onun postalını yalarlar. Ama en büyük zararı kime verirler bilir misiniz?
Kendi halklarına! Amerika uşağı Kürtçü, İngiliz ajanı Ermeni veya Barzani denen diktatörün uşağı iseler, öncelikle Kürt kökenli vatandaşlarımıza, Türkiye’de yaşayan Ermeni ve Rum vatandaşlarımıza zarar verirler. Onların rahatını, huzurunu, geleceğini çalarlar. Bunların eline silah alıp bebek-kadın-yaşlı-sivil demeden insanları kalleşçe arkadan vuranların, pusu kuranların adı dün “Kürdistan Teali Cemiyeti” idi, bugünkü adı ise PKK’dır.
Diğerinin dünkü adı “Taşnak-Hınçak Cemiyeti” idi, bugünkü adı “Asala”dır.
Başkasının dünkü adı “Mavri Mira Cemiyeti-Pontus Rum Cemiyeti” idi, bugünkü adı EOKA’dır, Megalo İdea’dır…

Allah İle Aldatanlar;
İslamiyet’in ilk zamanlarından beri, Müslümanları Allah ile aldatan, kandıran din bezirganlarıdır bunlar. Vergi vermemeye, askerlik yapmamaya, asalaklar gibi avantadan yaşamaya alışmış güruhlardır. Hz. Peygamber sağ iken de dört halife zamanında da bunlara fırsat verilmemiştir.
Daha sonra samimi, dürüst, bilgili din alimlerimizin toplumdaki itibarlarını gören bu iblisler, çeşitli isimlerde tarikatlar-cemaatler kurdular ve cahil insanları kandırıp dolandırmaya başladılar.
Daha sonraları yerlerine kardeşlerini-oğullarını-damatlarını geçirerek bu istismara devam ettiler. Birbirleriyle sürekli kavga ederek, ayrılık tohumları ektiler.
Tarih boyunca bunlardan en büyük zararı, kutsal dinimiz görmüştür.
Hasan Sabbah, Patrona Halil, Kabakçı Mustafa bunlardan bazılarıydı…

Cumhuriyet’in ilanı ile, bedava ve avanta yaşamlarını kaybeden bu iblisler, her fırsatta Cumhuriyet’e ve ilkelerine karşı silahlı-silahsız kalkışmalarda bulunmuşlardır. Zamanın her iktidar partisine sızarak,
“Dindar-Kindar” nesiller yetiştirmek için her fırsatı kullandılar.
“Said-i Kürdi”, “Şeyh Said”, “Molla Mustafa Barzani”, “Şeyh Eşref” gibileri kendi menfaatleri uğruna, özellikle İngilizlerin emrine girmişler, ülkelerine ve insanlarına büyük zararlar vermişlerdir.

Siyasal İslam’ın günümüzdeki temsilcilerini dikkatle incelerseniz ne demek istediğimiz çok net anlaşılır.
-Kendilerinden başkasını düşünmemek bunlarda,
-Her türlü yalan bunlarda,
-Gariban Müslümanları dolandırmak bunlarda,
-Devleti soymak bunlarda,
-Sebepsiz sülalece zenginleşmek bunlarda,
-Görgüsüzlük, mağaza kapatmak bunlarda,
-Milleti sadaka ve biat kültürüne alıştırmak bunlarda,
-Kendi koltukları uğruna “Can” üzerine oyun oynamak bunlarda,
-Tekbirle kafa kesmek bunlarda,
Tüm bunlara rağmen utanmadan, arlanmadan milletin huzuruna çıkmak da bunlarda…

Son olayda, Türk Milletinin konuğu olan bir Büyükelçi’yi arkasından vurup, ülkesinin başını eğdiren iblis yukarıda anlattıklarımdan sadece biridir.
Adı ister FETÖ ister El-Kaide ister El-Nusra ister Hizbullah ister PKK ister PYD ister YPG olsun bunların soyu da kökü de kalleştir, kalleş…

Bu toplum zararlılarının panzehiri standartları yüksek demokrasi, çağdaşlık, barış, bilim ve akıl yoludur! Tabii ki seçmesini bilene…

Not;
Suriye’de dün 14 ana kuzusunu kaybettik.
Niye, neden, kimler için öldü bu çocuklarımız?
Türk Askerini, Suriye terör cehennemine kendi siyasi ihtirasları için gönderenler, bu çocukların hesabını nasıl verecekler?

Sağlık ve başarı dileklerimle 22 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

NE BEKLİYORDUNUZ Kİ!

Sene 1978, Erdoğan henüz 24 yaşında!
MSP (Milli Selamet Partisi) Gençlik Kolları Üyesi gençler, “Akıncılar” adı verilen dernekler kurmaya başladılar. Artık Türkiye’de militan İslamcı örgütlenme bu dernek kanalıyla yapılıyordu.
Bu arada İslamcı gençlerden İran’a gidip orada eğitim alıp tekrar Türkiye’ye dönenlerin sayısı sürekli artıyordu. Bir müddet sonra bu derneklerin yönetimi Humeyni hayranı İKO (İslam Kurtuluş Ordusu)
mensuplarının eline geçiyordu!

Akıncılar Derneği Genel Kurulu 8 Nisan 1978 günü yapıldı.
İlk konuşmayı Erbakan “Allahuekber” ve “Mücahid Erbakan” nidaları arasında yaptı ve ağır sanayi hamlesini anlattı.
Erbakan’dan sonra kürsüye Yılmaz Yalçıner çıktı.
Bu kişi “Humeyni Ruhullah’ın Türkiye İmamı” Ali Ekber Mehdipur’un yardımcısı idi! Erbakan’ın yüzüne karşı aynen şunları söyledi;
“Bugün Türkiye’de Müslümanlar esarettedir. Vazifemiz bu esaret zincirini kırmaktır. Biz sanayicilikle değil, cihad ile görevliyiz.”
Salondaki afişlerden biri şöyle idi;
Kahrolsun küfrün zilleti/Kurulsun İslam Devleti/Putları yıkalım/
Kör Kemal’in putunu yıkalım

İran’daki “İslam Fedaileri” örgütünü örnek alan Akıncılar, Türkiye’nin birçok yerinde silah eğitimi aldıkları kamplar kurdular.
Bolu’ya 25 km uzaklıkta Demirciler Köyü yakınlarındaki ormanlık arazisinde kurulan kamp, Jandarma tarafından basıldı. Yakalananlardan biri Erdoğan’ın 40 yıllık arkadaşı, geçen hafta İzmir’deki Ege ve 9 Eylül Rektörlerini tehdit eden AKP Milletvekili Metin Külünk idi. Metin Külünk’ün üzerinden bir tabanca, çadırında 43 dinamit lokumu, ateşleme fitilleri, mermiler bulundu.
Daha sonra Metin Külünk Akıncı Liseliler Başkanı, Erdoğan ise
MSP İl Gençlik Kolu Başkanı oldu.

Mehmet Güney, Metin Yüksel, Mehmet Ali Tekin, Metin Külünk,
Edip Yüksel, Yakup Aslan’dan oluşan ekip, Humeyni’nin Türkiye İmamı Mehdipur’a en yakın çalışan ekipti.
Bu ekip, İstiklal Marşımız okunurken yere oturan ve Hilafet sancağının açıldığı Konya Mitingini de Erdoğan’ın organizasyonunda düzenlemiştir.
Erdoğan’ın, El Kaide liderlerinden Gülbettin Hikmetyar’ın dizinin dibine çöktüğü günler de taa o zamandandır!
Erdoğan’ın “Dindar ve Kindar Nesil” dediği neslin nasıl yetiştiğini şimdi anladınız mı?

Dindar ve kindar nesil isteyenlerin bir özelliği de utanma duygularını yitirmiş olmalarıdır!
-Büyük Ortadoğu Projesine Eşbaşkan olan da, Amerikan askerinin 1,5 milyon Müslüman’ın ölümüne sebep olan da, aynı Amerika’ya üst akıl deyip sözüm ona Amerika’ya kızan da aynı kişi olunca bunu ne ile açıklayacağız?

-Suriye Devlet Başkanına 6 ay arayla “Kardeş Esad” diyen de,
“Kalleş Esed” diyen de aynı ağız olunca bu tutumu neyle açıklayacağız?

-FETÖ ile 11 yıl koyun koyuna yaşayıp onu devletin en önemli makamlarına getiren ile, FETÖ’nü katil-darbeci- ajan ilan eden aynı kişi ise, bu davranışı ne ile izah edeceğiz?

-Türk Milleti fakirleşip borca batırılırken, avro ve dolarları ayakkabı kutularına istif edenler aynı kadro olursa bunu neyle izah edeceğiz?

Elbette ki tüm lisanlarda, tüm dinlerde, tüm ahlak anlayışlarında, tüm felsefi düşüncelerde bunların adı “Utanmazlıktır.”

15 yıllık bu yalan rüzgarına güç verenler, gerçeklerin saptırılmasına el verenler, hırsızlığa-yolsuzluğa-rüşvete yol verenler, korkularından ellerindeki basın organlarını demokrasi düşmanlarının ayaklarının altına serenler Türk Tarihine “Utanmazlığın-Yüzsüzlüğün-İhanetin”
21. Yüzyıldaki örneğini bırakmış oldular.
Bu ayıp, onların kendilerine ve 7 göbek soylarına yetecektir…

Not;
Bir kabın içinde ne varsa, dışarı o sızar. Aydınlık-barış-dostluk-kalkınma-zenginleşme-hakça paylaşma ve medeniyet varsa bunlar sızar. Hırs, ülkesine düşmanlık, fesat, kötülük, bölücülük varsa dışarı bunlar sızar! Başka ne bekliyordunuz ki…

Sağlık ve başarı dileklerimle 21 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu

ANAYASA/DİKTA BELGESİ

Erdoğan ve Bahçeli yeni Anayasa yapıp, Anayasa’yı fiili duruma uyduracaklar!
Elli defa söyledik: “Anayasa don mu ki, her gelenin kıçına göre uyduralım!”
Önce Erdoğan ve Bahçeli, üzerine yemin ettikleri Anayasaya uymalıdır…

Bu ikili Anayasa yapamaz! Yapsalar yapsalar ancak Mamayasa yaparlar!
Cumhurbaşkanlığı seçimi propagandası sırasında Erdoğan “Bana oy verirseniz, size Başkanlık sistemi getiririm” dedi mi?
Bahçeli son Genel Genel Seçimler sırasındaki konuşmalarında “Ey Türk Milleti, bana oy verin ki, Erdoğan’la beraber Anayasayı değiştirip onu Başkan yapayım” dedi mi?

İkisi de demedi! Bu konuda tek laf etmediler.
Aksine birbirleri için “Hırsız-Vatan Haini-Şerefsiz- Kısır” gibi ağır hakaretler ettiler! Şimdi yapmaya çalıştıkları ise Türk Milletini aldatmaktır!

Eğer bu ikilinin Türk Milletine gram saygıları kaldıysa, yapacakları şudur;
Erdoğan-Bahçeli el ele Türk Milletinin huzuruna çıkarlar ve “Biz Başkanlık sistemi getirmek istiyoruz. Anayasa yapacak ‘Kurucu Meclis” listemiz budur. Bize oy verin ki sistemi değiştirelim” demeliler. Her partinin katılımıyla oluşacak “Kurucu Meclis” Anayasa’yı hazırlayıp Türk Milletine sunmalıdır.
Yapabilirler mi? Yapamazlar!
Çünkü ikisi de gerçek DEMOKRAT değildir…

Bahçeli’nin nasıl bir kişi olduğunu hatırlayalım;
Öğretim görevlisi iken Renault arabasının bagajında silahlar yakalanmış biri!
Binlerce Ülkücü, ölümü tadarken her nasılsa burnu bile kanamamış, hep korunmuş bir kişi!
Genel Başkan olduktan sonra gerçek ülkücüleri partiden kovmuş biri!
2002 yılında hiç gerek yokken ülkeyi erken seçime götürüp AKP’ye iktidar yolu açan biri!
Kendisine karşı aday olan herkesi partisinden atan biri!
Ömrü boyunca sevmemiş, sevilmemiş tek başına yaşamış biri!
Bu kişi asla demokrat olamaz…

Erdoğan’ı beraberce bir daha hatırlayalım;
Yoksulluk içinde geçen çocukluk yılları!
Komşu kızına küfür ettiği için, babası tarafından tavana asılmış bir çocuk!
Babası eve geldiğinde onun ayakkabılarını öpen bir genç!
Hiç kız arkadaşı olmamış, sevgisiz biri!
Gülbettin Hikmetyar’dan Barzani’ye, Müslüman Kardeşlerden El-Nusra’ ya kadar yakın dostlukları olan kişi!
Ömür boyu biat etmiş, emir almış bir kişi!
Hayat tarzı gereği, emir verecek makamlara geldiği an kendisine şartsız itaat isteyen biri!
Yokluk içinde geçen yılların acısını çıkarmak için zengin olma hırsını frenleyemeyen biri!
Çevremizdeki tüm komşularımızla kavgalı olan biri!
Bu kişi asla demokrat olamaz…

Amacım kimseyi üzmek değil! Aynayı kişilerin yüzüne tutmaktır.
Konu Türk Milleti ve Vatan olunca, kimse kimseye keyif bağışlayamaz.
Sadece gerçekler konuşulur.
Çünkü söz konusu olan Türk Milleti ve gelecek nesillerdir.
Türkiye’yi yönetmekten aciz, ülkeyi bölünme noktasına getiren siyasetçiler mi yeni Anayasa yapacak?

Türk basınının satılmamış kalemleri,
Türk Yargısının cübbesini kiraya vermemiş üyeleri,
Türk Bilim ve Akademik dünyasının dik durabilmiş aydınları,
Cumhuriyete, Atatürk ilke ve devrimlerine gönül vermiş Türk Aydınları sizlere soruyorum;
Sizce bu ikili yeni bir anayasa ile yeni bir sistem oluşturabilirler mi?

Not;
Eyy AKP’liler;
Her birinizin beşer-onar korumanız var. Ülkemizde konuk olan bir Büyükelçiyi dahi korumaktan acizsiniz. Dindar-kindar nesil dediniz ne kadar sapık, yobaz, tarikat ve cemaat yetiştirmesi varsa hepsini devlete siz soktunuz! Vizeleri kaldırdık diye övündünüz, Ortadoğu’nun tüm teröristlerini ülkeye aldınız.
Siz mi Anayasa yapacaksınız? Türk Milletinin başını yine eğdirdiniz…

Sağlık ve başarı dileklerimle 20 Aralık 2016
Rifat Serdaroğlu