Şaka Gibi Bademler

Badem, dört yıl Belediye Başkanlığı yaptı.
Sonrasında Belediyeyi hiç bırakmadı. Genel Başkan-Başbakan-Cumhurbaşkanı-Dünya Lideri-Halife oldu ama İstanbul Belediyesini hiç bırakmadı!
Hatırlar mısınız? Bir ses kaydında karşısındakini nasıl fırçalıyordu; “Kardeşim sana söylemedim mi, kupon araziler benim diye?
Ha söylemedim mi? Nasıl verirsin yahu?”

İstanbul’da ki müteahhitler çok iyi bilirler ki, Bademden habersiz imar planı değişmez! Özellikle kupon arazi ve dikine yükselen binalar için!

Şimdi referandum geliyor ya, şirinlik zamanı! Milletin hoşuna gidecek şeyler söylemek lazım!
İstanbul’daki yüksek kulelerin tamamına yakınının yapımı için yandaşlara izin veren Badem şunu söylüyor; “Ben dikine değil yatay olan binaları severim. Ama bu aç gözlü müteahhitler daha fazla
para kazanmak için, İstanbul’u mahvettiler!”

Bu sözü söyleyen Badem, şunu da yapmalıdır;
2002 yılından bu yana yapılan yüksek binaların tamamının imar değişiklerinin kamuoyuna açıklanmasına izin vermek…
Delikanlılık ve dürüstlük lafla, palavrayla olmaz. Açıklayın bu imar değişikliklerini, görelim bakalım kim dik olanı, kim yatay olanı seviyormuş…

NASREDDİN BİNALİ
Nasreddin Hoca eşeğine her gün bir avuç daha az yem veriyormuş. Dostları, yanlış yapıyorsun diye uyarmışlar! Hoca dinlememiş ve eşeğin yemini her gün bir avuç daha azaltmaya devam etmiş.
Bir sabah kalktığında bir bakmış eşek ölmüş!
Hoca üzüntü içinde şöyle demiş; “Tüh be tam da açlığa alışıyordu, öldü gitti zavallı…

Başbakan Binali Yıldırım, iş adamlarına seslenmiş; “Önümüzdeki yaz sonundan itibaren her şey düzelecek, sıkılmayın dik durun!”
Adamların nefes alacak hali kalmamış! Dolar, Rabia’yı yani 4’ü yakalamak üzere. Durduk yerde adamların borcu her gün artıyor. Öldü ölecek gibiler! Yakında Binali’nin “Yahu yazı bekleyin dedik, bize inat dinlemeyip öldüler” dediğini duyacağız…

PARA-AKIL
Erdoğan, Türkiye-Mozambik İş Forumunda konuştu;
“Biz göreve geldiğimizde, para yoktu ama akıl vardı. Bilgiyi yönettik, insanı yönettik, parayı yönettik! Biri beşe katladık!”

2002 de 129 Milyar Dolar olan dış borç, 425 Milyar Dolara fırlamış!
Ülkenin yarıdan fazlası bankalara borçlanmış!
Yoksulluk sınırının altında yaşayan insan sayısı 20 Milyona yaklaşmış!
Çevremizde bir tane komşu kalmamış!
Devlette, iş adamlarında para bitmiş, devleti yönetenlerin kendilerinin ve çocuklarının servetleri beşe-elli beşe katlanmış!
Dünyadaki hiçbir demokratik ülke tarafından davet edilmeyen Erdoğan, Afrika diktatörlerine akıl satıyor!

Şaka gibi bunlar, gerçekten şaka gibiler…

Sağlık ve başarı dileklerimle 28 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

FEDERE İSLAM DEVLETİNE DOĞRU

Mevcut sistemde Cumhurbaşkanının yetkileri Anayasanın 104’ümcü maddesinde yazılıdır. Bir kişi, Anayasada yazılmamış yetkileri kullanabilir mi? Kimse kullanamaz!
Mevcut Cumhurbaşkanı, Anayasa’da kendisine verilmiş yetkilerin dışına çıkarak, Anayasanın vermediği yetkileri kullandı mı? Defalarca!
Nereden biliyoruz? Hem Başbakan hem Bahçeli “Ortada fiili bir durum vardır. Fiili durumu Anayasaya uydurmak zorundayız. Böyle kanunsuzca gitmez bu işler” demediler mi? Evet defalarca dediler!

Peki, biz o zaman ne demiştik?
“Anayasa don mu ki, her gelenin kıçına göre kesip biçip uyduralım! Önce üzerine yemin ettiğin Anayasaya uyacaksın. Uymazsan en ağır suçu işlemiş olursun. Eğer uymak istemediğin maddeler varsa, önce onları değiştireceksin ama değiştirinceye kadar herkes gibi sen de noktasına, virgülüne kadar Anayasaya uyacaksın…

Mevcut durum ve Anayasaya göre, Erdoğan neyi yapabilir;
-TBMM’ye istediği her kanunu kabul ettirebilir mi? Dakikasında!
-İstediği her kararı Başbakana ve Bakanlar Kuruluna kabul ettirebilir mi? Anında!
-Yargıya etki edebilir mi? Yüksek Yargı zaten emrinde! İfadelerden her gün rezillikleri okuyoruz.
-Medyaya etki edebilir mi? Yarısı zaten onun adamlarının.
Doğan Medya ise korkudan sokağa bile çıkamıyor, Saray soytarısı danışmanlar gazetelerinin kadrolarını bile düzenliyor!
-Bu ortamda Erdoğan’a veya Başbakana hesap soracak bir merci
var mı?
-Yapılan yolsuzluklar, hırsızlıklar için BİR TANE SAVCI soruşturma başlatabildi mi?
-Hırsız müteahhitlerden alınan avantalarla oluşan Haram Havuzunu soruşturan BİR TANE SAVCI var mı?
-Yapılan köprülerin, geçitlerin maliyetini araştıracak BİR TANE SAVCI var mı?
-Başbakan ve Bakan çocuklarına “Yüz milyonlarca dolarlık bu servetleri 3-5 senede nasıl yaptınız” diye Türk Milleti adına soracak BİR TANE SAVCI var mı?

Bu mevcut sistemde, Anayasa çerçevesinde isteyip de yapamayacağı tek şey, REJİMİ DEĞİŞTİREBİLMEKTİR…

İşte burası zurnanın zart dediği yerdir, yani Başkanlık sistemi
T.C. Devletinin Demokratik Parlamenter rejimini değiştirebilmek için gereklidir.

Kimse Türk Milletini aptal yerine koymaya kalkmasın, gerçek budur.
Bademler korkak oldukları için bunu açıkça söyleyemezler.
Erdoğan, FETÖ için Türk Milletinin huzurunda “Aynı menzile farklı yollardan giden biri olduğu için bunlara yardım ettim” demedi mi?
Eee FETÖ, Tam Demokratik bir rejimi getirmek için mi darbe girişiminde bulundu da bizim mi haberimiz olmadı?
FETÖ’nün menzili İran tipi “DİN DEVLETİ” kurmak değil mi? Evet!
Erdoğan’ın bu menzile bir an önce varmak için Başkanlık rejimine ihtiyacı vardır ve yapmaya çalıştığı da budur.

Erdoğan, şu ana kadar Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanlığından istifa ettiğini açıkladı mı? Ben duymadım, görmedim!
Bu projenin en önemli ayağı, İkinci İsrail diye adlandırılan “Büyük Kürdistan Devleti” kurulması değil mi?
Türk Ordusunda bir Teğmen’in bildiği bu gerçeği “Dünya Lideri” Erdoğan’ın bilmemesi mümkün olabilir mi? Orada da mı kandırıldı?
Elimizde PKK ile yapılan Oslo, Kandil ve İmralı görüşmeleri var! Gözümüzün önünde Barzani-Şivan Perver-Erdoğan üçlüsünün yanyana, Bebek Katili Öcalan’ın mektubunu huşu içinde ilahi bir mesajı dinler gibi durmaları ve alkışlamaları var!
Çözüm Süreci denen “İhanet Süreci” var.
Cumhuriyete, değerlerine, kurucularına ve Türklüğe yapılan ağır hakaretler aşağılamalar var.

Tüm bunlardan çıkan sonucu görmemek için kişinin tam bir ebleh olması gerekir.
Bu gidiş, bir bölümü “Kürdistan” olacak, Federe İslam Devletinedir.
Bademlere, Başkanlık bunun için lazımdır.

Türk Milleti buna izin verir mi? Hepimiz ama hepimiz çok çalışır ve özellikle AKP ve MHP’li vatandaşlarımıza gerçekleri anlatırsak asla izin vermez.
Hadi, herkes dün yazdığım şartlarda 1 AKP’liyi, 1 MHP’liyi ikna etmeye…

Sağlık ve başarı dileklerimle 27 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Yalanlar da Tükendi

Yalan hiç tükenir mi? Tabii ki tükenir!
Söyleyecek yalan belki her zaman bulunabilir ama sürekli yalan söyleyen bir kişinin zamanla inanılırlığı-itibarı biter.
İşte o an yalanların da tükendiği andır.

-Türkiye büyüyor, o eski içine kapanık Türkiye yok artık, dünyaya açıldık! (AKP Sözcüleri)
Bu YALANI ilk önce İlhan Kesici ortaya çıkardı. Devletin rakamlarını konuşturdu. Bademlerin 2003-2012 arası yıllık ortalama büyüme oranı; %4,9 (2013-2014-2015 Bademin patinaj yani yerinde saydığımız yıllar. 2016 ise küçülme yılı!)
Bunlarla birlikte 2003-2017 arası yıllık büyüme oranı; %4,4…

-1946-2002 arası 57 yıllık büyüme oranı; %5,1…
Bademlerin “Tek Başına” iktidarından çok daha fazla büyümüşüz! Neye rağmen?
Petrolün fiyatının 10 yılda 36 kat artmasına, Kıbrıs Ambargosuna,
3 Askeri Darbeye, Ekonomik tetikçilerin yarattığı 1994 ekonomik krizi ve %5,5 küçülmeye, 1999 depremi ve %3,5 küçülmeye ve her türlü terör eylemlerine, koalisyonlara rağmen %5,1 ile Bademlerden fazla büyüme. Hangisi daha büyük, %4,4 mü, %5,1 mi?

-Türkiye’ye Arap Sermayesi Akacak. İlk etapta 100 Milyar Dolarlık yatırım geliyor!
“Müftülük Haber” sitesinin bildirdiğine göre Arap Sermayesi ülkemize akın edecekmiş!
Siyasetçinin yalanına alışmıştık ama Müftülüklerin ekonomik konularda yalan söylediklerini ilk kez görüyoruz! Yakında yalan söyledikleri için yamuk-yılık olmuş, çarpılmış Müftülük yetkilileri görürseniz sakın şaşırmayın! Tabii ki söylenenler tamamen YALAN!

-TOBB Başkanı, +1 Projesini Başlatıyoruz!
Bazı uçuklar vardır. Tek projeyle Türkiye’nin tüm borçlarını öderler!
Örnek; “Abi, tüm yolların kenarlarına kavak dikeceksin. 15-20 sene sonra satacaksın, borç-morç kalmaz!”
Akil İnsanlar Heyetinin Başkanı, FETÖ ve APO dostu Hisarcıklıoğlu’nun projesi de aynı!
Diyor ki, “Benim 1 Milyon 300 Bin üyem var. Hepsi (+1) yani birer kişi fazladan işe alsa, işte size işsizlik problemini çözdüm!”
TOBB Başkanı değil, Alaattin’in sihirli lambası mübarek!
Be arkadaş, 15 yıllık Badem iktidarında senin üyelerin batma noktasına geldi. Yanlarındaki çalışanları çıkarıyorlar!
Nasıl (+1) kişi alsınlar?

-Melih Gökçek; FETÖ’ne Parsel-Parsel Satmadım;
“FETÖ’cülerin zaman-zaman okul-yurt için belediyemize müracaatları oldu. Ben tüm Vakıflara eşit davrandım. Zaten ben vermedim, Belediye Meclisi verdi! Ben FETÖ’cüleri hayır faaliyeti olarak gördüm. Aldatıldım,” dedi…
Hadi be, böylesine kuyruklu yalanı da ilk defa gördüm…

Gördünüz değil mi? Belki yalanlar bitmiyor ama, sürekli yalan söyleyen tiplerin itibarları da kredileri de saygınlıkları da tamamen tükeniyor…
Yalancı damgasını yedikten sonra ister Sarayda otur ister el parasıyla Türkiye’nin en büyük camisini yaptır, Allah’ ı da kandıraman ya…

Sağlık ve başarı dileklerimle 19 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

Sizi Başkanlık Keser mi?

Demek 15 yıllık iktidarınızın sonunda, Parlamenter Demokratik Cumhuriyete son verip “Başkan” olmaya karar verdiniz!
Hırsınız ve kibriniz o kadar büyüdü ki, bu kadarla yetinmezsiniz siz!
40 senedir yanınızda olan bazı “Cumhuriyet Düşmanları” Halifelik, Hilafet, Şeriat, İslam Devleti gibi lafları uluorta etmeye başladılar!
Sofranızdan ayırmadığınız bu gafillerin ne dedikleri ne saçmaladıkları bizler için hiç önemli değildir.
Fakat sizin gibi her konuda konuşan, canınız sıkıldığında tüm dünyaya ayar vermeye kalkan birinin, bu deli saçmalıklarını reddetmemeniz, suskun kalmanız ve inadına bu kişileri hep yanınızda tutmanız hayli şaşırtıyor Türk Milletini! Neredeyse bu Cumhuriyet düşmanlarını sizin konuşturduğunuz kanaati yerleşecek…

15 senede ne yaptınız, hangi icraatınıza güveniyorsunuz ki,
“Türk Milletinden” Başkanlık istiyorsunuz?
Siz, Cumhurbaşkanlığı adaylık konuşmalarınızda, 2012-2013-2014-2015 yıllarında Türkiye’nin sürekli patinaj yaptığını söylediniz.
Şimdi de “Tulumbanın suyu bitti, dolarları bozdurup tulumbaya can suyu verin” diyorsunuz!
Tamam da 15 senedir Türkiye’yi “Tek Başınıza” yöneten sizsiniz!
Canınız istedi Bakanınızı tekme-tokat dövdünüz, istifa etmiş MİT Müsteşarınızın Milletvekili olmasını istemeyip adamı zorla ve kanunsuz olarak eski yerine atadınız, seçim kazanmış Başbakanı bir gecede istifa ettirdiniz. Yerine Belediye Başkanı bile seçilememiş birini Başbakan yaptınız.
Yani patinaj da sizin, suyu bitmiş tulumba da sizin! Niçin Başkan olmak istiyorsunuz ki, daha büyük başarısızlıklara imza atmak için mi?

-15 yılda Cumhuriyetin tüm eserlerini, yok pahasına satan sizsiniz!
-IMF’ye 23 Milyar Dolar ödedim diyorsunuz, tamam ama 129 Milyar Dolar olan dış borcumuzu 420 Milyar Dolara siz çıkarttınız.
-Elinizde, maliyeti emsallerine göre üç-dört misli pahalı olan 1 köprü-2 altgeçit-her sene yeniden yapılan duble yollar-1 Kaçak Saray- şimdiye kadar 25 Milyar Dolar harcadığımızı söylediğiniz 3 Milyon Suriyeli kaçkın ve Ortadoğu ülkelerinden ülkemize giren kaçak teröristler kaldı!
-Ülkede ve Suriye’de her gün şehitler veriyoruz. İnsanlarımız bombalarla patlatılıp öldürülüyor.
-İşsizlik çığ gibi büyüyerek üzerimize geliyor. Reel sektör tıkanma noktasında! Dolar ise 4TL’ye yaklaştı, neredeyse Rabia’yı yakalayacak.
-56 Milyon kişi bankalara borçlu, kıpırdayamaz haldeler!
-Çiftçi ekemez halde. Saman ithal ediyoruz!
-Emekliler sürünüyorlar!

Bu yazılanlardan bir tanesi için “Doğru değil” diyecek biri var mı?
İyi de Usta, siz hangi başarınızdan dolayı Başkan olmak istiyorsunuz?
Bugüne kadar neyi yapmak istediniz de sistem size izin vermedi, kim sizin elinizi tuttu?
Sizden fazla AKP’li olan bir Bahçeli, siyaseti bilmediği için size bile destek olan bir CHP lideri var! Yapacağınız bir şeyler varsa niçin yapmadınız?

Size büyüğünüz olarak bir nasihatte bulunayım;
Makamlar-mevkiler-unvanlar iş yapmaz. Kişinin sepetinde pamuk varsa yani dağarcığında bilgi mevcutsa, danışmaktan ve öğrenmekten korkmuyorsa isterseniz tahta iskemlede ve derme çatma barakada oturtun, harikalar yaratır.
Fakat kabiliyetsiz birini isterseniz sarayda oturtun, hiçbir şey yapamaz. Vermediyse mabut, neylesin Mahmut hesabı!
Osmanlı Devleti’nin en önemli Devlet Adamlarından Ziya Paşa’nın ülkesini satan bir “Tombalak Paşa’ya” söylediğini yazıp, yazıyı tamamlayalım;
Bed asla necabet mi verir üniforma/ Zer-düz palan vursan da eşek yine eşektir…

Sizin hangi maharetinize güvenerek “Başkan” olmak istediğinizi ben anlayamadım. Lütfen bana tane-tane anlatabilir misiniz?

Sağlık ve başarı dileklerimle 18 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

SİL BAŞTAN BAŞLAMAK

“Sil baştan başlamak lazım bazen, her şeyi unutmak” diyor,
Şebnem Ferah. Keşke yapabilsek!
Unutsak yalanları, kötüleri, kara vicdanlıları, devletini milletini soyanları, karanlık kafaları, Türk Milletinin huzuruna refahına düşman olanları, bebekleri öldürenleri, çocuk tecavüzcülerini,
el kadar bebelerin yanarak can verdikleri halde şikayetçi olmayan zavallı ana-babaları unutsak, korumasız bırakılan kadınları öldüren aşağılık katilleri unutabilsek. Hiç yaşanmamış sayabilsek!

Evdeki hırsızlık paralarını “sıfırlayan” ahlak yoksunlarını sıfırlayabilsek!
Devletini milletini soyan, rüşvet alan, yolsuzluk yapan şerefsizlerin yüzsüzce hala aramızda dolaşabilmelerini unutabilsek!
Vakıflar kurup yüz milyonlarca doları cebe indiren, kendilerini devletin adamlarına karşılatan iti-veletleri unutabilsek…

Bunları sil baştan yapıp sıfırlamak istiyorum. Niçin biliyor musunuz?
Evlatlarıma, çocuklarından-torunlarından şu soruların gelmemesi için;
– “Oğlu ile telefonda, hırsızlık paralarının taşınıp saklanması için sürekli konuşan, buna rağmen sabah evinde hala 30 Milyon avro kalan birine nasıl tahammül ettiniz?”

-Dün ak dediğine ertesi gün kara diyen omurgasız parti Genel Başkanlarını nasıl seçtiniz? Seks kasetleriyle esir alınan salak Genel Başkanları niçin indiremediniz?

– “Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler, başörtülü diye saldırıp bebeğini dövdüler, hepsinin kamera kayıtları var, cuma günü açıklayacağım” diyen ve dediklerinin yalan olduğu ortaya çıkınca “pişmiş kelle” gibi sırıtmaktan utanmayan birini, koltuğunda niçin oturttunuz?

– “Bu kadar çok yalaka-satılmış gazeteci-televizyoncuyu niçin dinlediniz, seyrettiniz?
– “Dede-Baba sizler, nasıl oluyor da iktidarın tezgahladığı 15 Temmuz Darbe girişiminin “kontrollü-hileli bir darbe girişimi” olduğunu anlayamadınız?

-Sizin FETÖ dediğiniz terör örgütünü devletin içine sokanın, onu darbe yapacak güce kavuşturanın, bu örgütün milyarlarca dolara sahip olmasını sağlayanın da iktidar partisi olduğunu nasıl göremediniz?

-Cumhuriyet yıkılırken, ülke dikta rejimine götürülürken, anayasa bile olağanüstü halde tekme-tokat ve silahlar altında zorla değiştirilirken sizler ne yapıyordunuz?

– “Ülke çözüm süreci adında, akil insanlar denen hainler tarafından parçalanırken, dinci terör örgütleri şehirlerimizde at oynatırken sizler ne yaptınız?

-Hadi bizleri hiç düşünmediniz ve berbat halde bir ülke bıraktınız! Sizler kendi dedelerinizin yüzüne nasıl bakacaksınız?
Onların emanetine böyle mi sahip çıktınız?

-Tunus’ta buğday fiyatları arttı diye milyonlarca insan sokağa dökülürken, ülke bataklığa doğru hızla yol alırken sizler niçin oturdunuz?

İşte bu benzeri sorulara muhatap olmamak için yapabilsem, sil baştan yapıp, hayatı sıfırlamak isterim.
Başarılı olamadıktan sonra çekilen çilelerin, sıkıntıların, demokrasi uğruna yatılan hapislerin bir önemi olmadığını nasıl anlatırım torunlara?

Nasıl derim ki;
-Evlat bu vatanın haini boldur! İnsanı hazırı sever! Demokrasinin 24 saat korunması gereken bir yaşam biçimi olduğunu bilmez!
-En utanılacak olanı ise, Türk Milletinin yarıya yakın bir kısmı “Çalsın ama bize de versin” veya “Çalsın ama çalışsın” anlayışını ve hırsızı sever!

Değerli Okurlar
Tüm bu pislikleri süpürmek ve tümünden kurtulmak için yeni bir
“Halk Hareketine” acilen ihtiyaç var. Yukarıdaki gibi sorulara muhatap olmamak ve güzel ülkemizin ilkel insanlardan temizlenmesini gerçekleştirecek, tüm milletimizi sevgiyle kucaklayacak bir hareket olmalıdır bu!
Artık bunu konuşalım ve lütfen yapalım. Haydi gençler iş başına…

Sağlık ve başarı dileklerimle 17 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

BADEMCE

Kelimelerin, deyimlerin anlamları vardır, sözlüklerde yazdığı gibi!
Fakat bademlerin lügatinde bunların başka anlamları vardır.
Eğer bunların gerçek düşüncelerini bilmezseniz, sizleri rahatça kandırabilirler.
Tıpkı insanları Allah ile aldattıkları, din bezirgânlığı yaptıkları, para ve güç için hırsızlık dahil her şeyi yapabilecekleri gibi…

Bu yazılacaklar, basit birer politik tespit değildir. Yaklaşık 40 yıldır “İslamcı Siyaset” denen dolandırıcıları dikkatle takip etmiş bir deneyimler bütünüdür. Takdir sizlerin…

Atatürk;
“Deccal”, “Kefere Kemal”, “Beton Kemal.” Müslümanlara zulmeden kişi! Fakat, korktukları an Büyük Atatürk sığınılacak bir liman…

TC: Devleti;
Dar-ül Harp, yani İslami yönetimin olmadığı, her türlü soygunun ve hırsızlığın günah sayılmayacağı yer!

Cumhuriyet;
Bademler Cumhuriyet Dönemine 79 yıllık “Zulüm Dönemidir” der.
1923 + 79=2002. Yani AKP İktidarıyla sona eren bir zulüm dönemi!

Demokrasi;
Kafalarının arkasındaki rejimi yerleştirmek için kullanacakları en önemli araç! Yöntem; Demokrasinin sağladığı özgürlük ortamından faydalanıp, demokrasiyi boğmak!

Lâiklik;
Anayasadan, hayatın tümünden çıkarılması gereken bir şeytan icadı!

Hukuk Devleti;
Pozitif Hukuk yerine Şeriat Hukukunu koymak için kullanılması gereken bir araç!

Anayasa;
Şer-î düzene geçinceye kadar, çiğnenmek-paspas yapılmak için kullanılacak kâğıt tomarı!

Siyasi Parti;
İktidara götürecek en önemli araç. Burada biat kültürü geçerlidir. Parti binaları dahil her şey liderindir. Partinin kapatılması olasılığına karşı mal varlıkları güvenilir kişilerin üzerine emaneten verilir. Organize suç örgütlerindeki gizliliğin, konuşmamanın aynen geçerli olduğu bir organize örgüt.

Kadın-Erkek Eşitliği;
Böyle bir şey olamaz. Çünkü bu istek yaradılışa terstir!

17/25;
Badem iktidarını yıkmak üzere “Üst Akıl” ve menzilleri aynı olan eski ortak “FETÖ” tarafından planlanmış bir darbe girişimi!
Reza Zarrab diye biri hiç yaşamadı. Bakanlar rüşvet ve yolsuzluk yapmadı. Alçak Dolarlar ve şerefsiz avrolar kendiliklerinden bu melek gibi kişilerin ceplerine, kasalarına, ayakkabı kutularına girdi!
Ama milletimiz bu tuzağa düşmedi ve “Çalıyor ama çalışıyorlar” gibi ahlaki bir anlayışa sığındı.

15 Temmuz;
Binlerce yıllık Türk Tarihinin en büyük ve şiddetli darbe girişimi!
Cumhurbaşkanı darbeyi eniştesinden, Kuvvet Komutanları bulundukları düğündeki orkestradan, Cumhurbaşkanını tutuklamaya giden, açlıktan derileri kemiklerine yapışmış Cemaatçi SAT Komandolarının (!) Cumhurbaşkanının kaldığı oteli bakkal dükkanından öğrendikleri bir darbe girişimi!
Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarının tavla oynarlarken darbe girişimini önlemeyi unuttukları, onların yerlerine İstanbul Belediyesi çalışanların, itfaiye araçlarının ve iş makinalarının F-16 ve helikopterleri alt ederek darbeyi önledikleri felâket…

Bahçeli;
Geçen seçimde MHP Genel Başkan Yardımcıları, seks kasetleri sayesinde devre dışı bırakılmıştı!
Çok şükür ki Bahçeli’de böyle bir alışkanlık yok. O, devletin bekası için kendisini ve ülkücüleri feda etmekten zerre kadar çekinmeyen bir demokrasi kahramanı!

Başkanlık;
Hedefe gitmenin olmazsa olmazı. Erdoğan’ın elinde Türkiye’yi dünyanın 10 büyük ekonomisi, demokratik standartlarda dünya birincisi yapacak bir araç!
Başkasının eline geçerse, Türkiye’yi önce “Kürdistan Özerk Bölgesi” sonra “Bağımsız Kürdistan” olan “Federe İslam Devletine” götürecek araç…

Bademlerin en önemli özelliği içindekileri, kafasındakileri, inandıklarını asla yüksek sesle ve doğrudan mertçe konuşmamalarıdır. Siz Türkiye’yi yöneten Bademlerden hiç;
“Benim inancım Türkiye’nin İslam Devleti olmasıdır. Bu yönde çalışıyoruz. Çoğunluğu ele geçirip iktidar olunca, Anayasa’yı değiştirip
bu sisteme geçeceğiz” dediğini duydunuz mu, gördünüz mü?
Asla göremezsiniz! Zaten muvaffak olurlarsa görmenize de hiç gerek kalmaz…

Sağlık ve başarı dileklerimle 12 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

15 YILIN ÖZETİ

Uzun lafa gerek yok. Söylenmedik söz kalmadı!
Sadece bir yıl önce Bahçeli’nin Erdoğan için Kahramanmaraş ve Gaziantep mitinglerinde onbinlerce vatandaşın önünde dediklerini hatırlayalım, yeter!

“Be hey densiz, be hey kanun tanımaz, be hey ahlak bilmez! Zalim Esad’a biz kardeşim demedik. Pensilvanya’nın kuyruğuna biz takılmadık. 12 yıl birlikte olmadık. Hele Kandil’in yolunu hiç bilmedik!”

Bahçeli, her insan gibi haysiyet-onur-kişilik sahibi biridir. Bundan gram şüphe yoktur!
Erdoğan da her insan gibi haysiyet- onur- kişilik sahibi biridir.
Bundan da gram şüphe yoktur!

Haysiyet-onur-kişilik sahibi-Türk Milliyetçisi MHP Milletvekillerinin, Genel Başkanlarına şu soruyu sormaları gerekmez mi?
– “Sayın Genel Başkan; Densiz-kanunsuz-ahlaksız-Esat’çı-FETÖ’cu-Kandilci dediğimiz birini, hangi sebepten dolayı “Başkan” yapacak bir Anayasa değişikliğini destekliyoruz?
Sizi hiç yalan söylerken görmedik, duymadık! Bu yüz seksen derece dönüşün elbette ki bir sebebi olmalı. Lütfen bizimle paylaşır mısınız?”

-AKP Milletvekillerinin ise Erdoğan’a soru sormak gibi bir hakları yoktur. Onların tamamı Erdoğan’a biat etmişlerdir. 300 küsur milletvekili, o gün Erdoğan ne derse papağan gibi onu tekrar ederler. Ertesi gün aynı konuda Erdoğan tam tersini söylerse, yine aynen tekrar ederler!
Erdoğan, AKP Milletvekillerinin eline Sayısal Loto kuponu verip
“Aha bakın bu yeni anayasadır. Çabuk mecliste bunu yasalaştırın” derse, hepsi robot gibi verilen emri yerine getirir…

Buraya kadar yazdıklarım sizi korkutmasın!
Türk Milleti olarak bizim en büyük şansımız, bu Bademlerin beceriksizlikleridir.
Bunlar 15 senedir her işi ellerine yüzlerine bulaştırdıkları gibi “Anayasa değişikliğini” de “Başkanlık” meselesini de başaramayacaklardır…

Nereden mi biliyorum;
-Ergenekon-Balyoz gibi kumpasları yüzlerine bulaştırdılar!
-Irak politikasında rezil oldular!
-Suriye politikasında tüm dünyada alay konusu oldular!
-PKK ile mücadelede yanıldılar!
-FETÖ gibi geri zekalı bir örgüt bile bunları 12 sene tepe-tepe kullandı!
-IŞİD olayında tüm yaptıkları hem kayda geçti hem de geri tepti!
-Reza Zarrab gibi genç bir dolandırıcı Badem Bakanlarını dolar-avro manyağı yaptı, dünyaya rezil oldular!
-Libya-Mısır’a Türk pasaportlu kimse giremez hale geldi!
-Davutoğlu gibi birini önce Başbakan yaptılar, sonra fırlatıp attılar.
-15 yılın sonunda Bademlerinin başından, Bülent Arınç-Abdullah Gül- Abdüllatif Şener gibi kurucular gittiler, yerlerine Numan Kurtulmuş-Yıldırım Tuğrul Türkeş-Süleyman Soylu gibi geçmişte Erdoğan’a büyük hakaretlerde bulunan dönmeler geldi!
-Doları 1,67 TL aldılar, şimdilik 3,76 TL’ye fırlattılar.
-Benzini 1,64 TL aldılar, şimdilik 5,09 TL’ye çıkardılar.
-Dış borcu 129 Milyar Dolar olarak devraldılar, şimdilik 420 Milyar Dolara zıplattılar!

Yani hiç meraklanmayın, Türk Milleti olarak yine ve hala oturmaya, birisinin gelip bizleri kurtarmasını beklemeye devam edebiliriz!
Aman sakın vatanımıza-demokrasimize-özgürlüğümüze sahip çıkmak için parmağımızı bile kıpırdatmayalım! Nasılsa Bademler yine çuvallarlar…

Ya çuvallamazlarsa mı?
O zaman Türkiye Cumhuriyeti Cezaevine hoş geldiniz!
Biz istemedik mi? Her iki kişiden biri Bademlere oy vermedi mi?
Ne mutlu Badem Cemaatinden olana, çünkü onlara cennet de bedava!

Sağlık ve başarı dileklerimle 11 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

MİLLİ ŞEF ERDOĞAN

1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. 2002 yılından bu yana da Türkiye’yi “Tek Başına” yönetiyor! Toplasan 20 yıldan daha fazla zaman eder…

Türkiye 1950’de yani 66 yıl önce çok partili siyasi hayata geçti, ondan önce tek parti-tek adam yani Milli Şef dönemi vardı!
66 yıllık çok partili hayatın %23’ü Erdoğan ile geçti. Yaklaşık olarak dörtte biri kadarı! İnönü-Menderes-Demirel-Ecevit-Özal-Erbakan-Çiller-Yılmaz-Ara dönemler-3 Askeri darbe= %77
Erdoğan tek başına=%23…

Bu sürede insan her gün bir sayfa okusa, kesin profesör olurdu!
Bu sürede insan her gün bir hatasını düzeltse, kâmil bir insan olurdu!
Bu sürede insan her gün demokratik gelişimini bir santimetre arttırsa, Gandi-Mandela gibi olurdu!

Peki, AKP ve Erdoğan ne yapıyor?
Türkiye’yi, iki ayyaştan biri dedikleri İnönü devrinden daha geriye götürmeye çalışıyorlar!
Erdoğan, İnönü dönemini çok eleştirdi. Hatırlayalım;
“Milli Şef döneminde Valiler, aynı zamanda CHP’nin İl Başkanı idiler. Yaa aziz milletim, bunlar işte o dönemin özlemi içindeler! Bu nüfus kağıdını görüyor musunuz? Bakın bu damgalar ‘ekmek alındı’ damgalarıdır. Ah aaah benim aziz milletim gördünüz mü, nereden nereye geldik?”

Erdoğan ve Bahçeli imalatı olan anayasa değişiklik teklifini görünce, 2017 yılından taa 1940’lı yıllara ışınlanmak üzere olduğumuzu gördük!
Bırakın Valilerin parti il başkanı olmasını, TBMM-Hükümet-Yüksek Yargı-Basın- İdare-Tapu Müdürü-Köy Bekçisi dahil tüm idare Başkan’ın veya Cumhurbaşkanının ve partisinden olacak!
O ne derse o! Onun ağzından çıkacak her kelam tövbe Allah emri gibi! Ve bu rejimin adı demokrasi olacak ha! De haydi gidin yahu.
Bu yaştan sonra aklımızla alay mı ettireceğiz?

Hangi nedenden dolayı Erdoğan’a yıldırım aşkıyla tutulduğunu bir türlü anlayamadığımız Bahçeli, bembeyaz bir suratla şunları söyledi; “Benim sadece bir oyum var. Mecliste ve sandıkta bu anayasaya evet oyu vereceğim!

MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Öztürk ise, altını ıslatmış çocukların utancı havasında;
“Bazen zorunluluklar, insana istemediği şeyleri yaptırabiliyor” dedi!

Yüzünü her gördüğümde “Allah insana hayırlı evlat versin” deyip tahtaya vurduğum, Yıldırım Tuğrul Türkeş ise yeni bindiği AKP teknesini desteklemek için; “Partili Cumhurbaşkanı olur. Özal’ın, Demirel’in partisi yok muydu? Kenan Evren oy kullanmıyor muydu” gibi hayli ilginç sözleri, aynen mandanın suya bastığı gibi söyleyiverdi!
Bu üç kişi için toplu yanıt verelim ve daha fazla vaktinizi almayalım;

Bahçeli’nin gerçekten sadece bir oyu kaldı! Liderlik gitti, Genel Başkanlık şeklen var! Ülkücülük, Türk Milliyetçiliği, doğruluk, dürüstlük, sözüne sadakat gibi hasletler Kaçak Saraya paspas oldu.
Al o oyunu, istediğine ver!
Oğul Türkeş, ömrü boyunca kendi başına bir baltaya sap olamadı. Yıllarca babasının adı sayesinde yaşadı, şimdi de yerden yere vurduğu Erdoğan’a secde etti! Kendi soyadına bu kadar zarar veren biri görülmemiştir. Kendisine önerim şudur; Adını, Yıldırım Tuğrul Erdoğan yaptırsın! Yakışır torbeş’e…

AKP ve Erdoğan, bu ekiple koşar adım “Milli Şefliğe” gidiyor!
FETÖ ile aynı olan menzillerine varırlar mı bilemem!
Bildiğim tek şey şudur;
Bahçeli ve ekibinin kendilerine faydaları yok, kendi parti tabanlarından kaçıyorlar, nerde kaldı Erdoğan ve AKP’ye kılavuzluk etmek!
Aklıma kılavuz-karga-burun ve b.k kelimeleri geldi…

Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Ocak 2016
Rifat Serdaroğlu

BASKI GİDEREK ARTIYOR

Koskoca ülke Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor!
TBMM devre dışı. Sarayda hazırlanan KHK’ler TBMM’de, anayasa ve içtüzükte belirtilen sürelerde görüşülüp onaylanmıyor.
TBMM’nin devre dışı olduğu gibi anayasa ve yasalar da devre dışı.
Türkiye, her gün adım-adım tek adam diktasına götürülüyor.
Türk Milletinin sesi çıkmasın diye, tavuğun yumurtladığı gibi AKP Hükümeti ve Erdoğan da zırt-pırt KHK yumurtlayıp, özgürlükler ve demokrasi üzerindeki baskıları arttırıyorlar!
Saray çalıyor, hükümet oynuyor, millet de seyrediyor!

Çevremizde iyi ilişki içinde olduğumuz komşu bırakmayan kim; AKP!
2002’de sıfır noktasındaki PKK terörünü azdırıp, örgütün şehir yapılanmasını sağlayan, ülkeyi bomba ve ağır silah deposuna dönüştüren kim? AKP!
FETÖ’nü devletin en önemli birimlerine yerleştiren ve örgütü darbe girişiminde bulunacak güce kavuşturan ve darbe girişimini kendi lehine kullanan kim? AKP!
IŞİD terör örgütü elemanlarını besleyen, barındıran, otobüslerle gönderen, tedavi ettiren, tekrar Suriye’ye gönderen kim? AKP!

Tüm bu ağır suçlar, Türk Milletinin gözü önünde işlendi.
Yönetme yeteneklerini kaybeden AKP yetkililerinin bir dedikleri, diğerini bu yüzden tutmaz.
Irak Başbakanı için, “Sen bizim muhatabımız değilsin. Başika’dan çıkmayız, bizi kimse çıkaramaz” dedikleri günün ertesinde, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılıyız, Başika’dan çıkıyoruz demekten utanmazlar. Sanki Irak’ın toprak bütünlüğü kalmış gibi!
Her gün güvenlik güçlerimiz, kendi ülkemizde ve Suriye’de öldürülür, insanlarımız şehir merkezlerinde tonlarca bomba ile havaya uçurulur, İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Soylu Süleyman;
“Dost bildiklerimiz, PKK’ya el altından silah yardımı yapıyor. Ama hiç umutlanmasınlar, biz onları biliyoruz” der!
Biliyorsan gereğini yapsana be adam, senin işin dedikodu yapmak mı?

Elli defa söyledik anlatamadık, bir daha söyleyelim; AKP Yöneticileri, Türk’ü ve Türk Milletini sevmez. Nerede Türk Milletine düşman biri varsa onu baştacı yaparlar ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye alkışlatırlar!
Örnek mi? Hay hay verelim, yeter ki siz isteyin;
1) Yıl 2011-Yer Erzurum. Dünya Üniversitelerarası Kış Olimpiyatları Açılış Töreni.
Erdoğan-Yunanlı Başbakan Yorgo Papandreou- Dış Politikamızın Büyük Mimarı Davutoğlu beraberler.
AKP Teşkilatları aldıkları emir gereği Yorgo için slogan atmaya başlıyorlar; “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!” Yorgo şaşkın, Erdoğan memnun, Davutoğlu’nun ağzı keyiften fiyonk gibi!

Aynı gün yine Erzurum’da “3. Büyükelçiler Toplantısı” var.
Erdoğan-Yorgo ve Davutoğlu oradalar. Karşılarında TC: Devletinin
150 tane Büyükelçisi var!
Yorgo konuşuyor; “Kıbrıs’ta Türk Askerinin işgali sürdükçe, AB’ye giremezsiniz!”
Erdoğan-Davutoğlu ve Büyükelçilerimiz Yorgo’yu yine alkışlıyorlar.
İçlerinden biri kalkıp “Kıbrıs’ta Yunan Askeri, İngiliz Üsleri ve Askeri durdukça, Türk Askeri de duracaktır” diyemiyor…

2) Yıl 2012-Yer Ankara. AKP Büyük Kongresi. Barzani konuşuyor;
“Kendi özgürlükleri için mücadele eden tüm güçleri destekliyoruz.”
AKP’liler tüm güçleri ile bu kez Barzani için bağırıyorlar; “Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!”

Böylesine onlarca örnek vermek mümkündür. Sadece bu iki örnek bile AKP Yöneticilerinin, Türk Milletini sevmediklerini gösterir.

Türk Milletinin kendisini sevmeyen AKP’ye önümüzdeki Anayasa referandumunda vermesi gereken talimat şu olmalıdır;
“Bizden oy beklemeyin! Gidin Barzani’den, Yorgo’dan, Eşbaşkanı olduğun örgütten, İhvan’dan, El-Nusra’dan-Katar Emirinden-Suudi Kralından-Gülbettin Hikmetyar’dan-Yasin El-Kadı’dan ve hayırsever evladınız Rıza Sarraf’tan oy isteyin…”
Hadi, hadi, hadi! Yetti gari yahu…

Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu

BU HESABI YAPMAK ZORUNDAYIZ

Hangi düşüncede olursanız, içinde bulunduğumuz feci durumdan hangi şekilde çıkmayı düşünürseniz düşünün aşağıdaki sistematikle hareket etmek durumundasınız.
Hepimiz bu hesabı yapmak zorundayız, çünkü acıyı-ıstırabı beraberce çekiyoruz, kayıplarımıza beraberce ağlıyoruz. Son olarak İzmir’de olduğu gibi!

Öncelikle herkes şunu genel kural olarak kabul edecek;
Siyasi Parti din değildir. O Siyasi Parti yolunu sapıttı ise, yöneticileri kibrin esiri olmuşlarsa, ülke insanının ve geleceğimiz olan çocuklarımızın haklarını çalıyorsa, o parti terk edilir…

Terör her çeşidiyle bizim canımızı yakıyor mu?
Hepimiz bu işkencenin bitmesini istiyor muyuz?
O zaman düşünce sistemimiz şu olmalı;
1) Bu duruma nasıl ve hangi yanlış politikalar sayesinde geldik?
2) Kimler ülkemizin bu duruma gelmesine sebep oldu?
3) Bu yanlış politikaları nasıl ve kimlerle düzelteceğiz?

Kimse “Şimdi sırası mı? Önce terör bitsin, sonra konuşuruz!” demeye kalkmasın. Sırası geldi de geçti bile!

1)15 yıldır ülkemizi tek başına yöneten parti AKP’dir. İç politika ve iç güvenlikte, dış politika ve dış güvenlikte, adalet dağıtımı ve hukuk devletinde, ulusal ve uluslararası finans piyasalarında, politika belirleyen- uygulayan- sonuçlarını alan tek başına Erdoğan ve AKP yönetimleridir. 3 tane terör örgütünün saldırısı altında değil miyiz?
-AKP’nin uyguladığı Çözüm Süreci gibi açılımlar PKK terörünü azdırmadı mı? Bugün askerimizi polisimizi öldüren bombalar
AKP zamanında ve MİT’in bilgisi dahilinde ülkemize doldurulmadı mı?
80 Bin uzun namlulu ağır silah yine bu zamanda ülkeye sokulmadı mı?
Kilometrelerce barikat ve tünel AKP zamanında kazılıp, bombalarla döşenmedi mi?
-IŞİD, AKP zamanında destek görmedi mi? Bunlar için terörist değil “hırçın çocuklar” denmedi mi?
İstanbul-Ankara-Gaziantep-Adıyaman gibi illerde belediyeler, Suriye’ye gitmek için araç bekleyen IŞİD militanlarına üç öğün yemek çıkarmadılar mı? Bu militanlar otobüslerle Suriye’ye gönderilmedi mi? Hastanelerimizde yaralı IŞİD militanları bedava tedavi edilmedi mi? Sonra bu kafa kesiciler, askerimizi-polisimizi öldürmediler mi?
Tüm bunlar Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin haberi-bilgisi-izni
olmadan yapılabilir mi?
-FETÖ belasını semirten, onu darbe yapacak güce kavuşturan, devletin en hassas birimlerine sokan Erdoğan ve AKP Hükümetleridir. Nitekim Erdoğan bu suçu işlediğini medya önünde itiraf etmiştir.

2)Özellikle Irak ve Suriye politikalarının baştan aşağıya yanlış olduğunu AKP’li Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş açıkça söyledi ve ne Başbakan ne de Cumhurbaşkanı tarafından yalanlanmadı! Başka bir kanıt gerekir mi?

3) Tüm bu belaları başımıza açanlar belli olduğuna ve bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan Yardımcısı tarafından itiraf edildiğine göre çözümü aynı kişilerden beklemek akılcılık mıdır?

Eğer demokratik bir rejimle yönetiliyorsanız, devlet yönetiminde kural şudur;
Yapamayanlar gider, ihanet edenler yargıda hesap verir, ülkemizin başındaki belaları def edecek olanları göreve getirecek seçim yolu açılır!

Fakat kendi hatalarını ve ihanetlerini görmezden gelip, yönetimde kalmakta ısrar edenler, bir de kendilerine “Padişah” yetkisi verilmesi için çirkin ayak oyunlarına sapanlar varsa ve Türk Milletinin hizmetinde olması gereken medya kuruluşları-aydınlar-milliyetçi geçinenler korkularından dikta heveslilerine hizmet ediyorlarsa,
o milletin işi çok zordur, çok zor…

Sağlık ve başarı dileklerimle 06 Ocak 2017
Rifat Serdaroğlu