Zırva Tevil Götürmez

Çağımızda her devlet; kuruluşunu, işleyişini, yurttaşların hak ve özgürlüklerini belirleyen temel bir yasa ile yönetilir. Bu temel yasanın adı anayasadır. Yasaların ve diğer düzenlemelerin hepsi anayasaya uygun olmak zorundadır. Yoksa anarşi olur. Yaşam güvenliği, sosyal haklar, adalet ve eşitlik ortadan kalkar. Ülke bütünlüğü bozulur. Toplum olarak birlikte yaşamanın güvencesi kalmaz.

Özet olarak denilebilir ki; anayasa toplumu ve devleti bir arada tutan temel harçtır.

Cumhurbaşkanından sade yurttaşa kadar herkes anayasanın buyruklarına uymak zorundadır. Anayasal düzenin bozulması demek yıkım demektir.

Bu yüzden anayasa ile oynanmaz.

Yeni bir anayasa yapma girişimi çok özel ve zorunlu durumlarda söz konusu olur.

Bunlar;

A)Bir bağımsızlık savaşı. İç savaş. Yeni bir devlet kurulması… ( TC,1924 anayasası, ABD anayasası)

B)Başarıya ulaşan güçlü bir darbe ya da devrim hareketi… (1961 ve 1982 anayasaları)

  1. C) Ülkenin düşman işgaline uğraması. (Japon, Alman, Irak anayasaları)

TÜRKİYEDE YAKICI BİR ANAYASA SORUNU YOKTUR

Türkiye yukarıdaki durumlardan hiç birine uymaz. Ama anayasasını devletin işleyişini yeniden düzenleyecek şekilde değiştirmek istiyor.

Neden?

Cumhurbaşkanı öyle istiyor, diye.

“Bu anayasayı askerler yaptı. Darbe anayasasıdır, kötüdür” dendiğine bakmayın.  Birkaç maddesi dışında ileri sayılabilecek bir anayasadır. O maddeleri değiştirince sorun ortadan kalkar.

Oysa, iktidar bunu istemiyor. Sırf cumhurbaşkanın isteğini yerine getirmek için yeni bir anayasa histerisine kapıldı.

140 yıllık demokratik, parlamenter sistemin bütün kazanımları bir yana bırakılıp, başkanlık sistemine geçilecekmiş (!.)

Hem de dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan, “Türk tipi” diye uyduruk bir ad konulan, tüm yetkilerin tek adama verildiği bir diktatörlüğe…

Hem de insanlığın binlerce yıllık siyasal deneyimlerle ulaştığı yönetim biçimlerinin en gelişmişi olan demokratik parlamenter sistemini terk ederek…(!)

Aslında değiştirmek istedikleri ulusal, laik, demokratik, insan haklarına dayalı parlamenter devlet düzenidir.

Bir de, ”bunu millet istiyor, demokrasimiz gelişecek ve meclis daha güçlü olacak..” demezler mi?

Türk milletinin alnında “aptal” yazıyor olmalı… Sanırım iktidar o yazıyı okuyabiliyor(!)

Bizler de -o yazıyı okuyamadığımız için olmalı- milletin aptal olmadığını savunmaya devam ediyoruz.

Olayın özeti:

Halk 2014 yılında anayasada yazılı olan görev ve yetkileri kullansın diye bir cumhurbaşkanı seçti.

O ise seçildikten sonra “ beni halk seçti, anayasayı askıya aldım, tanımıyorum, anayasayı bana göre yeniden yazın” diye tutturdu.

Anayasa iki yıldır askıdadır.

Doğrudur. Onu halk seçti. Ama, anayasada yazılı olan görev ve yetkileri kullanması için seçti.

Anayasa suçu işlesin diye değil (!..)

SORUNU YARATANDAN ÇÖZÜM BEKLENEMEZ

Muhalefet ayaklanıp “Cumhurbaşkanı suç işliyor. Anayasayı tanımamak bir darbe suçudur. Anayasanın verdiği görevlerin dışına çıkamaz,” demiyor(!) Bunun için eylem yapmıyor. Anayasa askıya alınıp darbe yapıldığı halde, yüksek yargı yandaşlığa soyunduğu, ya da korktuğu için kafasını kuma gömüyor. İtiraz eden demokratik kitle örgütleri hemen susturuluyor. Var olan anayasal demokratik haklarını kullanılamıyor.

Keyfi bir tiranlık yönetimi yaşanıyor. Ve 2 yıldır her şey çok kötüye gidiyor…

 

Cumhurbaşkanı istediği bütün yetkileri şu anda zaten kullanıyor.

Kullandıkça yeni hatalar yapıyor. Türkiye felakete yuvarlanıyor.

Anayasa değişikliği, bu kötü gidişin devam etmesinden başka bir yarar sağlamayacak.

Belki de cumhurbaşkanı Türkiye’yi bir kararname ile eyaletlere bölecek(!.) Bir iç savaş çıkacak(!.)

Emperyalizmin yüz yıllık Türkiye’yi bölme projesi tamamlanacak.

Gidiş o gidiş…

Yeni anayasa girişimi başarılı olursa, Türk milletine ve cumhuriyetimize yapılan en büyük kötülük olacaktır.

Türk milletine, Türk halkına bu büyük kötülüğü kimler, neden yapmak ister?

KÖTÜ GİDİŞATIN TEK SORUMLUSU İKTİDARDIR

Gidişattan hoşnut olan yok… “Türkiye ikinci istiklal savaşı veriyor” (!.) deniliyor.

Türkiye’yi “ikinci istiklal savaşı” verecek kadar kötü duruma düşürenler kimlerdir?

Bu durumun tek sorumlusu 15 yıllık AKP iktidarıdır. Tövbe deyip, istifa etmeleri gerekirken başkanlık istemeleri, akılla, mantıkla açıklanabilir mi?..

Türkiye cumhuriyetinin beyni ve kalbi olan TBMM, bizzat kendi üyeleri tarafından yok edilmeye çalışılıyor(.) Meclis içinde, meclisin temellerine kazma vuruluyor. Altında kalacaklar.

Parlamento kendisini ortadan kaldırmak için didinip duruyor (!)

Soralım:

Türk halkının başını sürekli belalara sokan anayasa değildir.

Hukuk ve demokrasiyi hiçe sayan, yağma ve talandan gözü dönen, beceriksiz, arsız, hırsız, saldırgan iktidarlardır.

Yatıp kalkıp, darbelerin kötülüğünden, demokratik olmayan baskıcı uygulamalarından yakınan “aydın-yazar” kılıklı tetikçiler; darbelere iktidarların yol açtığını, iktidar hırsıyla devletin uçuruma sürüklendiği gerçeğini görmezden gelirler.

Suçun tümü her zaman iktidarlardadır. Hesap onlardan sorulur. Cezaları iktidardan alaşağı edilerek verilir.

Bu yazar kılıklı tetikçiler iktidarın hiçbir yanlışını eleştirmezler.

Tam tersine, iktidarı daha da çok savunur, daha çok kışkırtırlar. Ahlaksızlığı, ihaneti meslek edinmişlerdir.

Bütün sorumluluk iktidarda olduğu halde, her olumsuzlukta muhalefeti suçlu çıkarmaya çalışmak çıkar ortaklığından, satılmışlıktan, millete ihanetten başka bir anlam taşımaz.

 

TİRANLIKLARIN SONU

Tarih boyunca kurulan bütün tiranlıkların sonu hüsran olmuştur.

Dünyada tüm yetkileri bir kişide toplayan bir devlet olmadı, olamaz…

Adına demokrasi demek ise, beyazın siyah olduğunu iddia etmek kadar zırvalıktır.

AKP böyle aptalca bir kulluk-kölelik düzenini, çocuğa elma şekeri verir gibi- hem de demokrasi adına (!) halka yutturmaya çalışıyor (!.)

Diktatörlükle yönetilen bütün devletlerin sonu isyan, iç savaş, bölünme ve yıkımdır.

İnsanlığın ulaştığı en çağdaş, en ileri, en demokratik yönetim biçimi demokratik parlamenter sistemdir.

Parlamenter sistemi iğfal eden, yozlaştıran bizzat iktidar odaklarıdır.

İktidar erkek kedi gibi… Hem tecavüz ediyor, hem bağırıyor…

Sistemin uygulanmasında yanlışlar varsa ne yapmak gerekir?

Hatalar araştırılır, bulunur ve düzeltilir.

Bunu yapmayı aklına bile getirmeyen, beceriksiz, deneyimsiz, demokrasiyi içselleştirememiş iktidarlar sistem dışına çıkarlar. Sonra da sistemden şikayet etmeye başlarlar.

Yanlışlarını düzeltmek yerine, iktidarlarını daha rahat sürdürebilecekleri yeni arayışlara girerler. Her türlü karartma, kandırma ve baskı yöntemine başvururlar.

Olan budur.

 

ÖZGÜR İRADE SORUNU

Milli iradeyi, millete başvurmayı dillerine sakız edenler; milletvekillerinin bile özgürce oy kullanmasına katlanamıyorlar, engelliyorlar.. Milletvekillerinin parlamentoda özgürce oy kullanamadığı bir ortamda halkın özgür iradesiyle oy kullanması olası mıdır?

Halk seçimini özgürce yapabilir mi?

15 yıldır kralın soytarıları medyada at oynatıyor.

Kalemini, inancını, kişiliğini satmış tetikçiler, iktidar gücüyle el konulan, ya da satın alınan medya kanallarında halkı kandırmak için seferberdirler.

NEYİ TARTIŞACAKSINIZ

Bir de “bu gidişe hayır” diyenlerin zavallılıkları var.

AKP nin “başkanlık isteriz” diye topluma gereksiz bir dayatmada bulunmasını eleştirenlerİN “canım şimdi sırası mı” diye söze başlamaları yersizdir, anlamsızdır, yetersizliktir.

Parlamenter sistem dünyada en demokratik, en ileri devletlerin uyguladığı en gelişmiş sistem olduğuna göre “başkanlık sistemi” hiçbir zaman onun seçeneği olamaz.

Başka bir zamanda tartışalım demenin bir anlamı yoktur.

Zaten AKP düzgün, kurallarına göre işletilen bir başkanlık rejimi istemiyor.

Dine dayanan bir faşist rejim kurmak istiyor

Neyi tartışacaksınız?.

Türkiye 1876’dan beri anayasa tartışmış ve seçimini yapmıştır. Bu konu vıcık vıcık olacak şekilde iki yılda bir sürekli gündeme getirip tartışmak tuzağa düşmektir, aptallıktır.

Sorun anayasada değil, yöneten kafalarda…

İktidar, halk nasıl olsa anlamaz, diyerek  “rejim değişikliği yapmıyoruz. Yönetim sistemi değiştiriyoruz” diyor (!.)

Rejimi değiştirmenin, yönetim sistemini değiştirmek olduğunu bilmemeleri olası mıdır?

“Nasıl olsa halk anlamaz. Ne verirsek yiyor” diye, açık açık, bile bile yalan söylüyorlar.

Devletin yönetim şeklini değiştirmek, Türkiye cumhuriyetini yıkmak demektir.

Bu kadar basit…

GÜVENMEK APTALLIKTIR

Başkanlık rejimine geçilirse Erdoğan bu yetkileri kullanmayacağını söylemiş (!)

Buna karşı şöyle deniliyor: “Erdoğan bu yetkileri kötüye kullanmaz ama… ya başkaları gelirse ne olacak?”

Böyle bir karşı fikir olur mu?

Erdoğan’ın bu büyük yetkileri kullanmayacağı da nerden çıkıyor (!?)

Erdoğan’ın yasa ve anayasa tanımadığı bilinmiyor mu? Başladığı işten, verdiği sözden sabahtan akşama döndüğü ortada dururken, hangi güvenden söz ediyorsunuz?

Önemli olan, kişiler değil, sistemdir.

Bir yanda Türkiye cumhuriyetinin güvenliği, öte yanda herhangi bir kişiye güven duygusu (!.)

Asla böyle bir karşılaştırma yapılamaz.

Tam tersine, bu durumda Tayyip Erdoğan’a, ya da herhangi birine güvenmek aptallık itirafıdır.

Söz konusu vatansa, ötesi ayrıntıdır.

Güven diye bir gerekçe yoktur.

Önemli olan sistemin güvencesidir.

Zırva tevil götürmez.

Yani açıkça saçma ve yalan olan bir konuyu savunmak bir yarar sağlamaz.

Yeni anayasa saçmalığı, -hele de demokrasi adına- zırvanın savunulmasıdır.

Bu işte kesin olarak kötü niyet var.

Doyum bilmeyen tamahın, gittikçe azgınlaşan hırs ve ihtirasın varacağı yer ancak uçurumdur.

NE OLUR

Türk milleti tek adam diktatörlüğüne ezici bir çoğunlukla HAYIR demelidir.

Her şeye karşın halk oylamasından ‘evet’ çıkarsa ne olur?

Olan yine Türk milletine olur.

Daha çok katliam, daha çok yoksulluk, daha çok bunalım görür.

Daha büyük acılar yaşanır.

Ne demişler?

“Buyrukçuların çıkarları için eğitilen bir insan köle olmayı isteyecek kadar salaktır.” Nietzche

Karl Marx daha açık anlatmış:

“Celladını kurtarıcı olarak gören toplum, kasabın bıçağını yalayan aptal danaya benzer”

Biliyorum; sonuçta Atatürk yine kazanacak…

Ama ne pahasına?..

 

altanarisoy@gmail.com