İstanbul Beşiktaş’ta patlama

İstanbul Dolmabahçe’deki Beşiktaş Vodafone Arena’nın yanında ve Maçka Parkı’nda iki patlama yaşandı. 19:00’da oynanan Beşiktaş – Bursaspor maçının bitiminin ardından 22:15’te Vodafone Arena’nın deplasman tribününün yakınlarında bomba yüklü araçla bir saldırı düzenlendi. Al Jazeera’de yer alan bilgiye göre, saldırıda 15 polis yaşamını yitirdi. Patlamada 50’ye yakın yaralının olduğu bildirildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Maçka Parkı’nda bir canlı bombanın kendini havaya uçurduğunu söyledi. Yaralılar Şişli Etfal Hastanesi, Okmeydanı Araştırma Hastanesi, Gümüşsuyu Asker Hastanesi ve Amerikan Hastanesi’ne kaldırıldı.

Soylu, “Maçın hemen çıkışında Bursaspor taraftarının dağıldığı çıkışta, taraftarlar dağıldıktan sonra çevik kuvvet polisimizin olduğu noktada bir bombalı araç olduğu değerlendiriliyor. 20’ye yakın yaralı var, şehit sayısı konusunda bir bilgimiz yok. İnşallah olmayacağını ümit ediyoruz. Yaralılar polis” diye konuştu.

İki patlamanın olduğunu yönünde bilgiler geldiğini belirten Soylu, “Beleştepe denilen, stadın üzerinde maç seyredilen tepede olduğu yönünde. Çevik Kuvvet otobüsüne yönelik bir saldırı. Orası kalabalık bir alan, Bursaspor taraftarı tahliye olduktan sonra yapılmış bir şey” ifadelerini kullandı.

BAKAN’DAN YENİ AÇIKLAMA

İçişleri Bakanı saldırıyla ilgili şunları söyledi:

Çok hain ve alçak bir planla gerçekleştirilmiş bir olay. İki patlama olduğu arkadaşlarımız tarafından değerlendirildi. Biri tam stadın hemen üzerinde Beleştepe’de, diğeri Maçka Parkı’nda. Maçka Parkı’ndaki patlamanın canlı bomba nedeniyle meydana geldiği değerlendiriliyor. Yaralılar Şişli Etfal olmak üzere birçok hastaneye sevk edildi. Milletimizin ve özellikle polis teşkilatımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Şehit konusunda şimdi değil, biraz sonra Vali ve Emniyet Müdürümüzle değerlendirme yaptıktan sonra açıklamada bulunacağız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Maalesef şehitlerimiz ve yaralılarımız var

İstanbul’da düzenlenen bombalı saldırı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamada bulundu.

Erdoğan’ın açıklaması şöyle:

Bu gece, Beşiktaş’ta, güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik bir terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Beşiktaş-Bursaspor karşılaşmasının hemen arkasından yaşanan patlamaların, mümkün olan en büyük can kaybını verdirmeyi hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu eylemler neticesinde, maalesef, şehitlerimiz ve yaralılarımız vardır. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza Rabbimden acil şifalar diliyorum.

Terörün, her türlü değeri ve ahlakı çiğneyen yüzünün en çirkin haline, bu gece İstanbul’da, bir kez daha şahit olduk. Türkiye ne zaman, geleceğe yönelik olumlu bir adım atsa, cevabı hemen, terör örgütleri eliyle kan, can, vahşet, kaos olarak önümüze gelmektedir. Son yıllarda defalarca yaşadığımız bu alçak saldırıyı yapan terör örgütünün adının ve yönteminin herhangi bir önemi yoktur. PKK’sıyla, DEAŞ’ıyla, FETÖ’süyle tüm terör örgütleri aynı amaç için ülkemize ve milletimize saldırmaktadır.

Türkiye’nin, bu ahlaksız terör saldırısından sonra da yaralarını kendisinin saracağını, yasını hakiki dostlarıyla birlikte kendi başına tutacağını, yasak savma kabilinden açıklamalar dışında yanında kimseyi bulamayacağını biliyoruz. Terörle mücadele eden Türkiye’nin ve Türk milletinin yanında yer almak yerine, terör örgütlerini ve teröristleri desteklemeyi tercih eden ülkelerin, bu olaydan sonra farklı davranmalarını beklemek için sebebimiz kalmamıştır.

Allah’ın yardımıyla, ülke ve millet olarak, terörün, terör örgütlerinin, teröristlerin ve elbette onların arkalarındaki güçlerin üstesinden geleceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Bu saldırılar, bizim şevkimizi ve kararlılığımızı törpülemek yerine, tam tersine daha da keskinleştiriyor. Mücadelesini, “ölürsem şehit, kalırsam gazi” anlayışıyla veren bir milleti yolundan döndürecek bir silah daha icat edilmemiştir.

Biz, meselelerimizin üzerinden gelecek dirayete ve cesarete sahibiz. Tıpkı bölücü terörle mücadelede, tıpkı 15 Temmuz’da verdiğimiz şehitlerimiz gibi, bu gece Beşiktaş’taki kayıplarımızı da yüreğimize gömecek, onların hatıralarını ilanihaye yaşatacak, ama aynı zamanda hedeflerimiz doğrultusunda kararlı bir şekilde yürümeye devam edeceğiz. Bin yıldır bu toprakları vatan yapmak için döktüğümüz kanlara yenilerinin eklendiğini, ekleneceğini bilerek, mücadelemizi durmadan, duraksamadan sürdüreceğiz. Devlet ve millet olarak bu olayın ve müsebbibi canilerin peşini asla bırakmayacağız.

Bir kez daha şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Petek’in Getirtemediği Belgeleri Çıray İstedi

15 Temmuz Fetö Darbesini Araştırma Komisyonu Üyesi CHP İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Başkanı Reşat Petek’in bir türlü getirtemediği belgeleri soru önergesi ile Başbakan’dan ve İçişleri Bakanı’ndan istedi. Çıray, 13 Ekim 2016 tarihinde  Komisyonun davetlisi olarak açıklamalarda bulunan Polis Akademisi Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Erkan Şafak Çomaklı’nın FETÖ’nün Polis içindeki yapılanmasını içerdiğini iddia ettiği POLİTAM Dosyası konusunu Meclise taşıdı.

Darbe Komisyonun sarayın her türlü müdahalesine ve direktiflerine açık Başkanı Reşat Petek’e rağmen şu ana kadar tarihe gayet önemli notlar düştüğünü belirten  Aytun Çıray, Erkan Şafak Çomaklı’nın açıklamalarının en kritik noktasını teşkil eden POLİTAM dosyasının gerçekten var olup olmadığını Meclis Başkanlığı vasıtasıyla  yazılı olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu. Çıray, “Komisyonun fonksiyonunu yerine getirmesi için her türlü yolu denemeye kararlı” olduğunu ifade ederek, “bu konuda komisyon başkanlığından kaynaklanan bir dizi gecikme söz konusudur. Bu gecikmelerin üstesinden gelmeye ve  15 Temmuz kalkışma ve işgal teşebbüsünü tam bir karanlığa gömen kirli perdelerin yırtmaya kararlıyım,” dedi.  FETÖ’yle mücadele konusunda  İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun iktidar ve AKP  içinde  cumhurbaşkanı kadar kararlı olduğunu düşündüğünü belirterek, sorularına aydınlatıcı ve tatminkâr cevaplar alacağından bir hayli umutlu olduğunun altını çizdi.

İKİNCİ GÜLEN KİM? 

Aytun Çıray böylece FETÖ’nün genelde İçişleri Bakanlığı, özelde polis teşkilatı içinde on bin kişiyi bir anda komiser yardımcısı olarak bir gecede atayabilecekleri iddiasının açıklığa kavuşabileceğini vurguladı. Daha önemlisi Polis Akademisi Başkanı Prof. Dr. Erkan Şafak Çomaklı’nın bu dosyalarda ‘İkinci Gülen’in Kim Olduğu’nun sorusunun cevabı bulunduğunu iddia ettiğini belirten Çıray, İçişleri Bakanı’nın bunu açıklığa kavuşturması halinde Komisyona tarihi bir katkıda bulunmuş olacağını ifade etti.

BYLOCK VE EAGLE LİSTELERİNDE HANGİ SİYASİLER VAR

Çıray, Meclis Başkanlığına verdiği ikinci bir yazılı soru önergesinde de  Komisyon Başkanlık Divanının şu ana kadar Komisyon üyelerine bir türlü iletmediği Bylocke ve Eagle şifreli yazılımlarını kullanan ve özellikle eski/yeni milletvekilleri, bakanlar ve belediye başkanlarının listesinin kimlerden oluştuğu sorusunun da Başbakan Binali Yıldırım tarafından cevaplandırılmasını istedi. Çıray Yıldırım’dan aynı zamanda 15 Temmuz günü ve gecesi Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve varsa üst düzey bürokratların uçuş plânları, aynı şahısların HTS raporlarının yazılı olarak açıklamasını istedi. Çıray, bu konuyu  Meclis Başkanlığı vasıtasıyla bir yazılı soru önergesi olarak Başbakan’dan sormasının nedenini sözkonusu Komisyon taleplerinin Komisyon Başkanlığı tarafından şu ana kadar karşılanmamış olmasını gösterdi.

Uğur Dündar: Darbe 1 Kasım’da olacaktı ama…

Sözcü gazetesi yazarı Uğur Dündar, darbe girişiminin 15 Temmuz’da değil ilk olarak 1 Kasım’da yapılmasının planlandığını ileri sürdü.

“İzinli günlerimde boş durmadım, istihbarat ve yargı çevrelerindeki güvenilir kaynaklardan, ilk kez duyacağınız çok çarpıcı bilgiler edindim” diyen Dündar, “Tarafsız kalemler 15 Temmuz’u yazdıklarında ortaya çıkacağından hiç kuşku duymadığım bu tarihi bilgileri hemen paylaşayım: FETÖ darbeyi 15 Temmuz gecesinde değil, 1 Kasım’da yapmayı planlamış. Ama iki kez öne çekmek zorunda kalmış!.. Evet yanlış okumadınız! Eğer her şey FETÖ’nün hesapladığı gibi yaşanmış olsa, kalkışma 1 Kasım gecesi sabaha karşı başlayacak ve büyük ihtimalle başarıyla sonuçlanacakmış!..

Peki neden telaşla öne çekilmiş?

Yakından tanıyanların anlattıklarına göre; hukuk kitaplarındaki savcı tanımının gerçek yaşamdaki örneklerinden biri olan İzmir Başsavcı Vekili Okan Bato’nun, aralarında yüksek rütbelilerin de bulunduğu çok sayıda FETÖ’cü subayı gözaltına alacağı duyulunca alelacele tarih değişikliğine gidilmiş!.. Bu kararda, Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura’da geniş çaplı FETÖ tasfiyesi yapılacağı yorumları da etkin olmuş.

Kalkışma için 1 Kasım’dan vazgeçilerek,

“15-16 Temmuz gecesi sabah 03.00” belirlenmiş!

Ancak askeri birliklerdeki hareketliliğin fark edilmesi ve Savcı Bato’nun gözaltı operasyonunu gece yarısı başlatabileceği korkusu, bu saati daha da öne aldırmış!..

Emeklilerin 2017 maaş zammı belli oldu

İşçi ve Bağ-Kur emeklileri 2017’nin ocak ayında maaşlarını yüzde 3.73, memur ve emeklileri ise yüzde 3 zamlı alacak.

Hürriyet’ten Noyan Doğan’ın konuyla ilgili yazısında yer alan bilgilere göre emekçiler bu yıl geçen yıla göre daha az zam alacak:

“İşçi (SSK emeklisi) ve Bağ-Kur emeklilerinin, 2017’nin ocak ayında, maaşlarını yüzde 3.73 zamlı alacakları öngörülüyor. Gelecek yılın temmuz ayında uygulanacak zam oranı ise yüzde 3.59. 2017’nin ocak ayında, vergi iadesi hariç, en düşük SSK emeklisinin maaşı 1383,41 liraya, en düşük Bağ-Kur’lunun eline 1087,81 liraya ve en yüksek işçi emeklisinin maaşı da 2669 liraya çıkacak. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; işçi ve Bağ-Kur emeklileri 2017’de, 2016 yılına göre daha az zam alacaklar.

Gelelim çalışan ve emekli mamurların durumuna. 2015 yılında yapılan toplu sözleşmeye göre 2017’de alınacak zam oranları belli; ocak ayında yüzde 3, temmuz ayında yüzde 4. Eğer enflasyondan kaynaklı bir fark oluşursa, maaşlara yansıtılacak ama ocak ayı için böyle bir ihtimal pek gözükmüyor. 2016’nın ocak ayında memur ve emeklileri toplu sözleşmeden kaynaklı yüzde 6 zam, üzerine bir de yüzde 0.90 enflasyon farkı almışlar; temmuzda ise sadece yüzde 5 zam uygulanmış, enflasyon farkı oluşmamıştı.Peki, 2017’nin ocak ayında memur emeklilerinin maaşları ne olacak? En düşük emeklinin maaşı vergi iadesi hariç 1751 liraya, en yüksek emeklinin maaşı da 10.665 liraya çıkacak. İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için yaptığım tespiti memur emeklileri için de yapabilirim, eğer enflasyon farkı olmazsa, 2017’de alacakları zam, 2016’dan daha düşük olacak.

Fahiş zamlar geliyor, işte en çok etkilenecek ürünler

Dolar kurunun 3.40’a çıkmasıyla iğneden yeni yıla girmeden iğneden ipliğe birçok ürüne fahiş oranlarda zamlar gelecek. 2016 başından bu yana dolar TL karşısında yüzde 16 değer kazanırken, bu oranlar aralık ayı başından itibaren ürünlere yansıtılacak. Başta cep telefonları, bilgisayarlar, beyaz eşya, akaryakıt ürünlerine zam gelecek. Kur artışıyla birlikte benzine yapılan yeni zamlarla litre fiyatı 5 liraya dayanacak. Başta yeni ÖTV düzenlemesi olamak üzere ithal otomomobillere de zam kapıda. Aralık ayında netleşecek olan yeniden değerleme oranlarıyla birlikte bazı ürünlerde zam oranı yüzde 15-20’yi bulacak. Kiradan, ekmeğe, elektriğe, suya her kaleme zam beklenirken, asgari ücretin ise yeni yılda en fazla 100 TL artması bekleniyor.

Benzin 5 TL’ye çıkıyor

Brent petrolde yaşanan sert fiyat hareketleri akaryakıt fiyatlarını günlük olarak değiştirmeye başladı. Akaryakıt dağıtım şirketleri gece yarısından geçerli olmak üzere Benzin grubuna 16 kuruş motorin grubuna da 11 kuruş zam yaptı. Buna göre yeni oluşan fiyatlara göre; benzinin litresi İstanbul’da 4.95’den Ankara da 4.97’dan İzmir de ise 4.95 ’dan, Motorin de ise İstanbul’da 4.31’den Ankara da 4.35’ten İzmir de ise 4.32’den satılıyor. 50 litrelik bir depo benzinde 7.5 lira, dizelde 5 lira daha pahalıya dolmuş olacak.

Ürünler depoya

Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değerinde yaşanan sert düşüş reel sektör dinamiklerine de yansıdı. Dövizin daha da yükseleceği beklentisiyle esnaflar ürünleri raflardan çekiyor. Uzmanlara göre, döviz yükseldikçe raftaki ürünün fiyatı da yükseliyor. Esnaf, döviz daha da yükselecek diye bütün ürünleri piyasadan çekti. 30’dan fazla sektör dövizdeki yükselişi 2017 başında satış rakamlarına yansıtmayı planlıyor. Bu da stokçuluğu patlattı. Hammadde ithalatı nedeniyle girdi maliyetleri yüzde 30’a varan oranlarda artan hazır giyimciler de zam için yılbaşını bekliyor. Otomotiv ve lastik sektörü, kur artışını fiyatlara hemen yansıttı. B segment bir hatchback otomobilin eylül başında 46 bin lira olan fiyatı 48 bine çıktı. Lastik fiyatlarında da zam yüzde 25’e ulaştı.

hayatpahalilig

Suyun fiyatı yükseldi

Su fiyatlarına zammın ilk adresi Sakarya oldu. Zam kararı Sakarya Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısında alındı. Buna göre 2017 yılında geçerli olacak şekilde ilçeler arasında değişen tarifelere göre yüzde 6-16.7 oranında zam yapıldı.

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği yöneticileri önceki gün düzenledikleri basın toplantısında, kurdaki artışın sektördeki fiyatlara yansımasına ilişkin olarak “Üyelerimizin ağırlığı ihracat. Dolayısıyla oradaki kur artışını ihracatla dengeliyor olabilirsiniz. Ama kur artışı çok hızlı olduğu için bunun bir yansıması olacaktır. Bunun fiyatlara yansıması da şirketlere göre değişecek” açıklamasını yaptı.

2016 için yeniden değerleme oranı ise yüzde 5.58 oldu. Bakanlar Kurulu’nun bu oranı yüzde 50 arttırma ve yüzde 50 azaltma yetkisi bulunuyor.

Çok sayıda harç ve ceza yeniden değerleme oranında artırılması bekleniyor. Bakanlar Kurulu 5.58’i onaylarsa 1 Ocak 2017’den itibaren 10 yıllık pasaportun maliyeti 621 lira, kırmızı ışıkta geçmenin cezası 200 liraya çıkıyor. Fatura düzenlemede istisna sınırı 880 liradan 931 liraya yükseltilirken, özel iletişim vergisi 44 liradan 46.6 liraya, kira gelirinin vergiden istisna tutulan miktarı da 3 bin 600 liradan, 3 bin 808 liraya yükselecek.

Son 1 ay içinde dolarda yüzde 11’lik, Avro’da ise yüzde 6.5’li artış yaşandı. Kurlardaki bu hızlı artışın en çok etkilediği sektörlerden otomotivcilerin yakın azamanda en az araba fiyatlarını 5 artırması bekleniyor.

HABER KAYNAK: ŞEHRİBAN KILIÇ – CUMHURİYET COM TR

TKP’nin 1930’lu Yıllardaki Altı Ok ve Atatürk Değerlendirmesi

Attila İlhan, Bilim ve Ütopya  dergisinin bayilerde bulunan Kasım 2016 sayısını görseydi, çok heyecanlanırdı. Hemen kaleme sarılırdı. Kemalist Devrim konusundaki Komintern belgelerini yayımladığımız zaman, en büyük ilgiyi o göstermişti. 1975’te Halkın Sesi’nde Kemalist Devrim dizisi çıkınca aramıştı. Arkadaşlığımız öyle başladı. 2005 yılı Ekim’inde aramızdan ayrılana kadar o belgeler üzerine o kadar çok yazdı ki, derlense kitap olur.
RUS ARŞİVLERİNDEN YENİ BELGELER
Mehmet Perinçek, Rusya arşivlerinden yeni belgeler buldu. Bu belgeler, Bilim ve Ütopya  dergisinin son sayısında yayımlandı. Belgeler, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki yıllara ait. Başta  Şefik Hüsnü Değmer  ve  Reşat Fuat Baraner  olmak üzere TKP’nin o yıllardaki önderlerinin ve Moskova’daki temsilcilerinin kalemlerinden çıkmış olan rapor ve mektuplar ilk kez yayımlanıyor.
SOSYALİST DEVRİM DEĞİL DEMOKRATİK DEVRİM AŞAMASI
Belgelerde Kemalist Devrimin kazanımları ve başarılarına dikkat çekiliyor, millî kurtuluş savaşının devrimci geleneklerine sahip çıkılıyor ve Türkiye’nin Burjuva Demokratik Devrim aşamasında bulunduğu vurgulanıyor. Buna bağlı olarak burjuvazinin özellikle Alman emperyalizmine karşı konumlanan kesimleriyle ittifak savunuluyor. “Türk halkının çıkarları” için mücadele öne çıkarılıyor ve vatanını seven Türklerin bütün güçlerini birleştirme görevi konuyor. Türk komünistlerinin “kanları ve canlarıyla kendi vatanları olan Türkiye’nin has evlâtları” oldukları belirtiliyor. Savaş tehdidi göz önünde tutularak, Türk Ordusunun güçlendirilmesi gerektiği önemle saptanıyor:
“Her şekilde ordumuzu güçlendirmemiz lâzım. Bilincini geliştirmemiz, onu Türkiye’nin barışçıl ve özgür gelişimini hedef alan Türk halkının bütün düşmanlarına karşı barış ve bağımsızlık için uzlaşmaz ve fedakâr mücadele ruhuyla eğitmemiz lâzım.”
TKP önderleri, Türkiye’nin bağımsızlığının tehlikeye düşmesi durumunda, Ordunun ilk neferleri olacaklarını ilan ediyorlar.
PROGRAM: ALTI OK
TKP önderleri, Atatürk tarafından 1937 yılında Anayasanın başına alınan Altı Ok’u millî güçlerin ortak programı olarak saptıyorlar ve daha ileriye taşıyacaklarını belirtiyorlar. Bilindiği gibi  Hikmet Kıvılcımlı da 1954 yılında Vatan Partisi Programını Altı Ok üzerine inşa etmişti.

GÜNÜMÜZ İÇİN DERSLER
Yazılarda TKP’nin özeleştirileri de var. Özellikle millî devrimin kazanımlarının ve geleneklerinin önemini yeterince anlamadıkları için siyasette etkin konuma gelemedikleri üzerinde duruyorlar. Kemalist Devrimin başarılarının inkâr edilmesi yüzünden kitlelerle birleşemediklerini vurguluyorlar. Yönetimin yalnız olumsuz yönlerini gördükleri ve hükümeti yalnızca kötüledikleri için halktan koptuklarını belirtiyorlar.
Yayımlanan belgelerde bir hayli ders var. Özellikle Solculuğu her yapılan işe olumsuz tavır almak sananlar için.
Bugün Solculuğu millî olan her şeye düşmanlık olarak tanımlayanların özellikle okumalarını öneririz.
Solcu, olumsuz değil, olumludur.
Solculuk, yıkıcılık değil, yapıcılıktır.
Yapıcı olamayan, eskiyen sistemi yıkamaz. Çünkü yerine koyacağı bir şeyi yoktur.
ATTİLA İLHAN’A ÖZLEM
Attila İlhan, son zamanlarında Mehmet Perinçek’i “benim yaptığım işleri sen devam ettireceksin” diye şevklendirirdi. Bilim ve Ütopya’nın son sayısını O’nu anarak okudum.
Evet, çağımızın bütün devrimleri vatan savaşında oldu.
Millî olmayan bir Solculuk, halkıyla hiçbir coğrafyada birleşemedi. Vatansız Solculuk, devrim yapamadı, devrimci bile olamadı ve bütün tecrübelerinde karşıdevrimin hizmetine girdi.
Vatansız Solculuk, Çağımızda Gelişen ve Mazlum Ülkelerdeki bütün vatansız gruplar gibi emperyalizme hizmetten başka bir iş yapmamıştır ve bu nedenle Aşırı Sağcılığın bir kolu olmuştur.
DOĞU PERİNÇEK – AYDINLIK GAZETESİ

‘ByLock’çu 3 paşa ve 2 bin 500 subay var!’

Türkiye Gazetesi yazarı Nuri Elibol, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra TSK’da kapsamlı bir temizlik yapıldığını, ancak TSK’da çok sayıda kripto cemaatçi bulunduğunu iddia etti ve şunları yazdı: “15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra terfi edenlerin FETÖ ile bağlantılı olması adeta imkânsız. Ama ne yazık ki ‘ByLock’ meselesinin incelemesinde görüldü ki terfi eden general ve amirallerden 3’ü ‘ByLock’ kullanıcısı. Terfi eden, şu anda görevdeki 3 general ve amiral ‘ByLock’ kullanmış.”

AKRABA VURGUSU

Nuri Elibol, “TSK’da bu kadar temizlik yapılmış olmasına rağmen bünyede hâlâ kripto FETÖ’cülerin varlığını koruduğunu düşünüyorum” diye devam etti ve şunları kaydetti: “Polis-istihbarat, adalet ve ordu ile mülki idarelerden bunların kazınması lazım. Ama son edindiğim ve beni hayrete düşüren yeni başka bir bilgi paylaşayım sizinle.

Şu anda görevde olan subay ve astsubaylardan 2 bin 500 kişi ‘ByLock’ kullanıcısı çıktı. TSK’da halen görev yapan subay-astsubaylardan 3 bin 600’ünün birinci derecede yakınları ‘ByLock’ kullanıcısı çıktı. Güya en detaylı FETÖ temizliği TSK’da yapıldı.
Eğer bu temizliğe rağmen orduda durum böyleyse, diğer kurumların durumunu varın siz düşünün!..

Cinsel istismar tasarısı geri çekildi

Kamuoyunda ‘cinsel istismar düzenlemesi’ olarak bilinen ve tecavüzcülere af getireceği iddia edilen tasarı komisyona geri çekildi. Başbakan Binali Yıldırım tasarının komisyona geri çekilme kararını Atatürk Havalimanı’nda açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan kamuoyunda tecavüz affı olarak bilinen önergeye ilişkin, “Hükümetin, toplumun değişik kesimlerinden gelen eleştiri ve önerileri dikkate alarak, geniş bir mutabakat içerisinde bu sorunu çözmesinde büyük fayda görüyorum” demişti.

BİNALİ YILDIRIM’DAN AÇIKLAMA

Başbakan Binali Yıldırım, Atatürk Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, “Ceza kanununda suç olarak tanımlandı ancak bu değişikliği bilemeyen gençler 17,18 yaşından önce velilik yapıyor. Çocukları olunca nüfusa kayıt sırasında bunun suç olduğunu ancak öğrenebiliyorlar. Erkek cezaevine gidiyor, kadın çocuklarla ortada kalıyor. Gençlerin yaptığı bu evliliğin bedelini çocuklar ödüyor. Bu toplumda bilindiğinden daha derin kanayan bir yaradır. Seçim meydanlarında gerek bizler, gerek muhalefet partileri hep bu sorunla karşı karşıya kaldık. Biz bir söz verdik. Prensibimiz sorunları torunlara havale etmemek olduğundan bu sorunu halletme kararı verdik. Bu nedenle bir girişimde bulunduk ve kanun teklifinde bulunduk. Birden bire ne olduysa kıyamet koptu. Neymiş tecavüzcüye af geliyormuş. Böyle bir şey yok. Muhalafet partilerine uzlaşma çağrıları yaptık. Teklifiniz varsa getirin bu kanayan yara ortadan kalksın dedik. Bu çağrımız gerektiği gibi destek görmediği gibi bunu bir siyasi rant olarak kullandılar. Toplumdaki mutabakatın tam anlamıyla sağlanması, Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine, milletvekillerinin konuyu daha detaylı olarak incelemesi için meclisteki bu tasarıyı komisyona alıyoruz. Komisyonda etraflıca bütün tarafların görüşleri değerlendirilip bu sorun çözüme ulaştırılacaktır. Bunu görmezden gelemeyiz. 3800 bu şekilde vaka var” dedi.

Fuat Avni’nin kim olduğu kesinleşti

Vatan gazetesi yazarı Murat Çelik, Fuat Avni’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başyaveri Ali Yazıcı olduğunu ileri sürdü.

“Yazıcı tutuklandıktan sonra ‘fuat avni’ adıyla bilinen twitter hesabından paylaşımlar kesildi. Yazıcı ve diğer yaverlerin ‘mobil böcek’ kullanarak izleme ve dinleme yaptıkları değerlendiriliyor” diyen Çelik, şu ifadeleri kullandı:

“Külliye temiz çıktı. Binada yapılan detaylı aramada dinleme, kayıt ya da benzeri bir cihaza rastlanmadı. Özellikle Beştepe’de, Külliye mesaisi başladıktan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın buradaki önemli toplantıları sırasında, ortam dinlemesi ya da kayıt tehdidine karşı teknolojik önlemler hep alınmıştı. Ancak bu tedbirlere rağmen, hatırlarsınız, özellikle Twitter’daki Fuat Avni hesabından atılan mesajlar kesilmemişti. Fuat Avni adıyla yayın yapan o hesaba, birden çok kaynaktan bilgi geldiği tahmin ediliyordu. Bunlar arasında Erdoğan’ın çok yakınında olan kişi ya da kişilerin bulunduğu da ortadaydı. Binanın ve makam araçlarının ‘temiz’ olduğunun ortaya çıkması üzerine, Fuat Avni’nin ‘içerideki’ kaynağının, 15 Temmuz’un hemen ardından yakalanan, tutuklu eski Albay Ali Yazıcı olduğu görüşüne varıldı. Yani Cumhurbaşkanlığı eski başyaveri… Onun bulunmadığı yer ve dönemlerde de, diğer FETÖ mensubu yaverlerin. Bu tespitin en somut kanıtı da, Yazıcı ve yardımcılarının cezaevine girmesiyle birlikte söz konusu hesaptan yapılan paylaşımların kesilmesi oldu. Ali Yazıcı’nın, görevde olduğu süre boyunca, Cumhurbaşkanı’nın yanında olmadığı zamanlarda, kendi odasında değil, sürekli Özel Kalem Müdürlüğü’nde oturduğu bilgisi de bu noktada ayrı bir önem kazanıyor. Yapılan değerlendirme – itiraflarında yer aldığı şekilde – Genelkurmay Başkanlarını dinleyen emir subayları gibi Yazıcı ve diğer yaverlerin de ‘mobil böcek’ kullanarak izleme ve dinleme yaptıkları yönünde. Başyaver ve yaverlerin Fuat Avni hesabına ‘taşınabilir böcek’ yöntemiyle bilgi aktardıkları söyleniyor. Yani bir şekilde üzerlerinde taşıdıkları böcekleri makama getirip, mesai saatlerinde kullandıktan sonra tekrar dışarı çıkararak, periyodik olarak bağlantıda bulundukları kişilere aktardıkları…