21. Yüzyıl Türkiye Gerçeği(!)…

Kamuoyunun, “Tecavüz ve istismar suçlularına af” olarak  değerlendirdiği, 6 AKP’li milletvekilinin Meclis Genel Kurulu’nda yine AKP oyları ile kabul gören geçici önergesi;
“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkındaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur……….” ifadesi ile başlıyor.

              Ek fıkradaki ifade ile; “işlenen cinsel istismar suçu”nun faili olan yaklaşık 4000 kişiyi hapisten çıkarmaya yönelik  bu önergeyi: “…………Toplumda mağdur olarak anılan bir kesim var. İnsanlar evlenmiş tören yapmışlar, kanundan kaynaklı sıkıntılar olmuş. Adam cezaevinden çıkıp yanlış yaptığında zamanaşımı olsa bile cezaya devam edilecek. Yanlışı olana destek veren bir düzenleme yok. Mesele, kadını çocuğu kollamaktır…..” diyerek savunuyorlar.

             Önergenin gerekçesinde yer alan ifade kabul edilemez: “….cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi durumunda hükmün açıklanması geri bırakılıyor” deniliyor. Akıl alır gibi değil!…. “suçun işlenmesi, mağdur ile failin evlenmesi….” yan yana getirilip, suç tespiti yaptıktan sonra mağduru bir an önce failin eline(evine) teslim eden bir anlayış!…

             Çocukların çocukluklarını yaşamalarının, kadınların hak ve özgürlüklerinin korunmasının güvencesi olması gereken Meclis marifeti ile, suçun ve suçlunun korunması “geçici” adı altında, suçluları salıverecek bir yasaya dönüşüyor. Meclis “yasa” marifeti ile, hukuktan doğan hakları ortadan kaldırıyor. Hukukun “suç” olarak tanımladığını, yasa suç olmaktan çıkarırken, kadın ve çocuk kollanıyor gibi bir kez daha mağdur edilerek, istismarcının insafına(!) teslim ediliyor.

            Türkiye, AKP iktidar olmadan önce kadın haklarının genişletilmesinden söz ediyordu. Şimdi, çocuk mağdurların tecavüzcüleriyle evlendirilerek hapishanelerin boşaltılması noktasına gelindi. Kadının mağduriyetinin çocuk yaşlarda başlatıldığı bir Türkiye yaratıldı.

           Kadın ve çocuğun haklarını korumak ve özgürlük alanını genişletmek yerine, istismarını normalleştirmenin Meclis’in kararına dönüşmesi üzerinden de sorgulamak gerekiyor, Türkiye’ye dayatılan iktidar mantığını. Bu dayatmacılıkla, Türkiye, 21. Yüzyıl’ın değerlerinin çok gerisine çekiliyor. Hukuk üzerinden söylenecek çok söz var; ancak bu yaşananları vicdanlara anlatmak çok daha zor. Bu geçici denilen düzenlemenin bir süre sonra giderek yasal zeminde, ama özellikle kültürel zeminde kalıcılaştırılması tehlikesini göz ardı edemeyiz. İktidarlar geçicidir, tahribatları kalıcı!…

          “Meclis, AKP çoğunluğudur ve  her istediğini yapar” mantığının dayatıldığı ve çoğaltıldığı çarpık irade; ortak aklın birlikte hareket etme refleksleri üzerine kurulan baskılar ve seslerini duyuracak kanalların azlığı ile ilgilidir. Demem o ki; Meclis’ten yasa olarak çıkan akıl, ortak akıl değildir. İktidar giderek, partiyi devletle özdeşleştirerek, devleti adeta toplumdan kopuk hale getirmektedir. Farklı görüşlere tahammülsüz, insan haklarına mesafesini giderek açan, çoğulculuğu reddeden, kendi çoğunluğunun iradesini meşrulaştırmaya çalışan anlayışın, siyasal tercihlerin önüne yığdığı engelleri konuşuyorduk. Şimdi de özel yaşama kadar uzanan seçeneksizlikle adeta soluğumuz kesiliyor.

          Çocuk yaşta karşısına çıkan istismarcının dışında bir tercih tanımamaya kadar uzanan seçeneksizlik noktasına sürüklendiğimiz bu noktada, “kadın ve çocuğu kolluyor gibi, suçu ve suçluyu kollayışa” seyircilik etmemiz tembihleniyor. Karşıt görüşlere tahammülsüzlük, sadece demokrasi yolunda ilerlemenin önünde engel oluşturmakla kalmıyor, artık tek tek bireylerin yaşam alanlarına değip dokunarak, devletle özdeşleştirilmeye çalışılan zihniyetle, devletle toplum arasındaki mesafe açılıyor. Devletin, ona ipotek koyan iktidar anlayışı ile sosyal barış ve adalet temeli çatırdıyor.

             Özel alan üzerinden kamusal alan tahrip edilerek, öznel çıkarları inşa etmeyi sürdürürken, bir arada yaşama koşulları, kadının ve çocuğun aleyhine olacak şekildeyeniden düzenleniyor. Adaleti temsil eden Bakan ağzı ile bizzat bir olgu örnek verilerek, bu durumda olan 3-4 bin kişinin bırakılmasının bir kereye mahsus geçici bir yasa ile düzenlendiği ifade ediliyor. Toplumsal alanı biçimlendirme hakkı(!), bireysel olandan hareketle meşrulaştırılmaya ve kitleler ikna edilmeye çalışılıyor. İstismar ve tecavüzü önlemek için acil önlemler alınmasını gerektiren bir rakam var ortada. Adli kovuşturmaya yansımayan hasır altı edilen mağduriyetlerle de bakınca, kamu vicdanında kocaman bir gedikten söz ediyoruz.

          Hukuku (yok hükmüne indirgenen anayasal hakları) geri çağırmadan adalet gelemez… Adalet Bakanı’nın işi yasayı değil, kendisinin konumunu da var eden hukuku savunmaktır.

          21. Yüzyıl’a yakışmayan düşünüşlerin yasa olup geleceğimizi biçimlendirmesi; hukuk, hak adalet kavramlarının önüne yasalarla dikilen bir zihniyete teslim olmak, akılla açıklanır gibi değil!…

          Türkiye’nin acilen kolektif iradenin sesi olacak güçlü bir muhalefete gereksinimi var. Toplumsal alandan bir şekilde boşaltılan  kolektif iradenin, iktidar odaklı bireysel tercihleri toplumun iradesi gibi yansıtan kurumsallaşma ve gelişmelere tepkisini ifade edeceği zeminlerin çoğaltılması için yeterince gecikildi.

          Önleyici/caydırıcı yasa yapmanın önündeki engeller nedir?

          “Mutluluğu mağdur edende aramanın dışında seçenek bırakmamak!…” yasalaştırılarak suç engellenebilir mi?

          Mağduriyetle başlayan mutlulukla sona erebilir mi?

         “Çocuklarımızı neden koruyamıyoruz?” gibi…. sorulara yanıtları öncelemeliyiz.

            Çocukluğunu yaşama ve mutlu olma hakkını elinden yasa ile aldığımız/alacağımız kişilerin vebali sadece yasa yapan, onaylayanların değil, şu veya bu sebeple seyircilik eden  hepimizin. Ortada bir utanç var ve bizler bu utancın mağdur aleyhine yasalaşmasına tanıklık ederek bulaştırılıyoruz; özet bu!… Kadının kazanımlarının, özgürlüklerinin çocuktan dolanarak ve daha çocuklukta gasp edilerek boşaltılışının tanıklığı, hem de 21. Yüzyılda!..

            Şiddetin her türlüsüne karşı olmak için  ve  çocuk istismarcılarının yasa ile korunmasına “dur” demek için ille hukuk bilmek gerekmiyor: İnsan olmak yeterli!…